
Ben küçücük bir çocukken, babam bana masallar anlatırdı.
Aslan Kral’ın kralı olduğu ormanlar ülkesinin maceralarıydı bunlar. Standart masal temalarını kombine ederek doğaçlama anlattığı masallardı.
Masalları, 5 kişilik ayıcık ailesinin gözünden dinlerdim. Baba, anne ve 3 yavrudan oluşan ayıcık ailesindeki en büyük yavrunun adı, çok sevdiğim oyuncak ayıcığımın adıydı. Anlaşılan, anlatılan masallar oyuncak ayıcığımın ailesinin yaşadıklarıydı.
Bir türlü uyuyamadığım gecelerde babam, yanıma yatar, beni koluna alır ve anlatmaya başlardı. Yazının tamamını oku »

Hayallerimizde yaşıyoruz.
Gerçek hayatlar yaşadığımızı zannetsek de, gerçek bu: Hayallerimizde yaşıyoruz.
Diğer çocukların “daha güzel” olan oyuncaklarını görerek başlıyoruz hayata.
Ailielerimize aynı oyuncakları aldırmayı başardığımızda, diğerlerinin yeni oyuncaklarının olduğunu görerek üzülüyoruz.
O oyuncakların Yazının tamamını oku »

Bir şirketin patronu, şirketin bilgisayar sisteminde bir arıza çıkınca, alelacele bilgi-işlem müdürünün evine telefon açar.
Karşı taraftan fısıldayan bir çocuk sesi;
- Alo, der.
Patron sorar:
- Baban evde mi?
Çocuk fısıldayarak cevap verir:
- Evet.
Patron sorar:
- Onunla konuşabilir miyim?
Çocuk fısıldayarak cevap verir:
Yazının tamamını oku »

Sana bir hikaye anlatayım delikanlı.
Bizim hikayemizi…
Ama önce başka taraflara bakmayı bırak. Cep telefonunu da sessize al hele!
Hah, işte böyle!
Yıllar önce, buralarda başka insanlar varmış.
Şu sokağın köşesindeki ahşap bina var ya, orada bir bakkal varmış.
Sattığı malın kusurunu, alacak olana söyler; tartacağı malı, fazla fazla tartarmış.
Bir defter varmış tahta tezgahının üzerinde. Yazının tamamını oku »
Küçüklüğümde, amcam nadiren evimizi ziyarete gelir, bazı ziyaretlerinde gece de evimizde yatardı.
Bu gecelerin gözümde ayrı bir önemi vardı. Daha geç saatlere kadar uyanık kalmama izin verilirdi mesela. Gerçi bu izin, hiçbir zaman sözlü izin halini almazdı ama, o gecelerde erken yatmamı kimsenin önemsemediğini hissederdim.
Bunun dışında o geceleri farklı yapan şeyler de vardı: Yazının tamamını oku »
8 yaşında, otistik bir çocuğun kurtarılması gerekiyorsa, itfaiye erinden örümcek adam olabiliyormuş pekala.
En azından Tayland sınırları içerisinde, olabiliyormuş.
Hikaye şu: Okula yeni başlayan otistik bir çocuk, okulun 3. katındaki pencerenin pervazına çıkmış ve öğretmenlerinin çağrılarını önemsemeden, pervazda dikilmeye başlamış.
Öğretmenler polisi aramışlar ve bir şekilde olay yerine itfaiye ekibi de gelmiş.
Çocuğun annesi, itfaiye ekibine kritik bir bilgi vermiş: Çocuk, süper kahramanları çok seviyormuş.
Bu bilgiyi alan bir itfaiye eri, hemen itfaiye merkezine geri dönmüş ve Örümcek Adam kostümü giyerek olay yerine geri dönmüş.
Kostümü nereden bulduğunu merak etmiş olmalısınız. İlk başta aklıma gelen şey, Yazının tamamını oku »
Merak… Yorgunluk…
Yalnızlık… Ümitsizlik… Sorumluluk… Asalet…
Dinginlik… Sessizlik… Hareketsizlik…
Bir fotoğraf karesi, bu dokuz kavramı canlandırdı zihnimde. Ellerini masanın üzerine koymuş gibi görünen, sorumluluk sahibi, ancak yalnız ve ümitsiz bir anne ile biri çocukluğa has boş vermişlikle esneyen, diğeri ise yine çocukluğa has o bitmek tükenmek bilmeyen merak duygusuyla sudaki yansımasına bakan iki yavru.
Anne bize soruyor gibi: “Havalar ısınıyor. Şimdi ne yapacağım?”
Sizde nasıl hisler uyandıracağını merak ediyorsanız, bu fotoğrafı görmelisiniz. Yazının tamamını oku »

Ben Burak.
26 yaşındayım.
Önceden çocuktum. Evet, o zamanlar, bu gerçeği kabullenmek istemiyordum.
Yalnızca büyümek istiyordum.
Önce çocukluk bitti, ergenlik çağı başladı. Huysuz, kendini beğenmiş birine dönüştüm, sesim kalınlaşırken. Ebeveynlerimden daha bilgili, yaşlılardan daha tecrübeli sandım kendimi.
Hayatın yükünü sırtlanabileceğimi, hatta gerekirse daha fazlasını da yüklenebileceğimi düşündüm. Yazının tamamını oku »