Endüstri çağında doğal sabun

Endüstri çağında doğal sabun

Endüstri çağında doğal sabunEvde yapılan yoğurt bir iki haftada ekşirken, marketten alınan yoğurt aylarca nasıl dayanır? Hazır alınmış meyveli bir tatlı, buram buram kokarken ve tam meyvenin renginde olurken, aynısını evde gerçek meyveyle yapınca aynı koku, aynı renk, aynı tat neden tutturulamaz? Tereyağlı diye satılan ürünlerden nasıl olur da tereyağının kendisinden daha güzel ve yoğun tereyağı kokusu gelir, hatta mahalleyi sarar?

Bu soruların cevabını tahmin etmek güç değil. Fakat duyu organlarımıza doğrudan hitap ettiği için çoğunlukla unutuyor veya ihmal ediyoruz.

Gerçek şu ki, yediğimiz içtiğimiz kullandığımız her türlü endüstriyel üründe, adını bilmediğimiz bir çok kimyasal madde bulunuyor. Bu kimyasalların bir kısmının zararları biliniyor, ama belli miktarlarda kullanılması kabul edilebilir sayılıyor. Bazıları yıllardır zararsız zannedilerek kullanıldıktan sonra birdenbire zararları tespit edilerek kullanımı yasaklanıyor. Yerine henüz zararları tespit edilememiş bir başkası kullanılıyor.

Kutulu sakızların kenarlarındaki ufak yazılara bakarsanız, aşırı tüketilmemesiyle ilgili bir uyarı cümlesine rastlarsınız. Bunun sebebi, aşırı tüketim halinde, içeriğindeki bir kimyasalın tehlikeli dozda alınması riskidir.

Doğrudan temas halinde olduğumuz bir çok tüketim mamülünde değişik amaçlarla değişik kimyasallar kullanılır. Eğer çabuk bozulması gereken bir ürün, çok uzun süre dayanıyorsa, bilin ki içinde çürütücü mikroorganizmaları öldüren bir zehir var. Ve o zehir bizi de içten içten yavaş yavaş öldürüyor.

Pırıl pırıl renkleri, iştah açan ve cezbeden kokuları, düzgün ve albenili şekilleri, hatta parmak yalatan tatları (aromaları); hep bu kimyasallara borçluyuz. Ve çoğunlukla da borcumuzu sonunda, beklemediğimiz bir hastalıkla ödüyoruz.

Saç dökülmesinden veya kepekten şikayeti olmayan kaç kişi var? Çare olması için kullandığımız şampuanların normalde kullandığımız şampuanlarla ortak noktası şu ki; her ikisi de “sodium lauryl ether sulfate” veya “sodium laureth sulfate” denilen deterjan maddesini içeriyor. (Bazılarında sodium yerine ammonium’a da rastlanıyor.)

Georgia Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre bu maddeler göze, kalbe, ciğerlere ve hatta beyne nüfuz ediyor ve uzun vadede ciddi riskler oluşturuyor. Ayrıca saç dökülmesine, gözde katarakta sebep olabiliyor, çocukların gözlerinin gelişimini engelliyor, koruyucu yağ tabakasını soyarak cildin doğal korumasını devre dışı bırakıyor.

Peki şampuanı bırakıp sabuna dönmekle bu riskten kurtulabilir miyiz? Hayır, eğer marketlerde satılan endüstriyel sabunları kullanırsak yine bir sürü kimyasallarla muhatabız. (MIT, EDTA vb.) Ayrıca bir çoğu aslında gerçek sabun değil, sentetik deterjan maddelerinden oluşuyor.

Gerçek çözüm: Doğal sabun, yani kimyasal katkısı içermeyen geleneksel sabun. Sabun geleneksel yollardan üretildiğinde, kül suyu (kostik) bitkisel yağları sabunlaştırıyor ve bitkisel gliserin oluşuyor. Eğer sabunlaşma reaksiyonu doğru ayarlanırsa, bitkisel yağların bir kısmı oluşan sabun içinde kalıyor ve alışık olduğumuz tahriş edici sert sabun yerine, yumuşak ve yumuşatan bir sabun ortaya çıkıyor.

Bazı ucuz kimyasallar sayesinde ucuza satın aldığımız ürünlerin sağlığımıza etkilerini ne kadar düşünüyoruz? Şampuan ve sabun bir örnek. Kullandığımız, yiyip içtiğimiz ürünlerin içeriğini okuma, içindeki kimyasallar hakkında araştırma yapma alışkanlığı geliştirmek ve risklerden uzaklaşmak için bulabiliyorsak doğal alternatif ürünleri kullanmak tek çıkış yolumuz.

İnsanoğlunun doğaya verdiği zararların acısı bir şekilde yine kendisinden çıkıyor. Bilinçli olmak ve süslü, boyalı dekorlara aldanmamak gerekiyor. Basit yapılı doğal ürünlerin doğru üretilmesi ve daha çok tüketilmesi, önümüzdeki yılların en önemli konularından birisi olmaya devam edecek.

Bazı bilgiler, el yapımı doğal sabun üreten ve internet üzerinden satan Lipoo firmasının sitesinden (lipoo.com) alınmıştır. Şampuan yerine, bunun gibi doğal sabun üreten markaları bulup kullanmamız çok daha akıllıca bir seçim olacaktır.

2 Yanıt

  1. hijacker dedi ki:

    Zaten dünya yavaş yavaş doğal olana yöneliyor. Ama yine de bu her şeyin en doğalı en iyisidir anlamına gelmemeli… “Doğaldan gayrisi yalan ne varsa toprakta” demek her zaman iyi sonuç veremeyebilir.

  2. mustafa dedi ki:

    esasen doğal olmayan ne var ki? neticede hepsi en doğal atomlardan oluşuyor. önemli olan zararlı olmaması:)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir