İnterneti Anlamak

İnterneti Anlamak

İnternetBulunduğumuz ortamı daha iyi anladığımızda, o ortamda daha başarılı olabiliriz. Bu okul hayatımız, meslek hayatımız, gençliğimiz, ihtiyarlığımız için hep doğrudur.

Gençliğin ne olduğunu, ihtiyarlığın ne avantajları, ne dezavantajları olduğunu bilmeden ne genç olunabilir, ne de yaşlı. Okula yalnızca zaman öldürmeye gidiyorsanız, bir gün gelir yaptıklarınıza pişman olursunuz.

Pek çok insan, artık televizyon karşısında geçirdiğinden daha uzun bir süreyi bilgisayar karşısında geçiriyor. Bu hastalık öyle bir boyuta ulaştı ki, bilgisayar başında ölen insanların haberlerini okuyoruz gazetelerde.

Bilgisayar başındaki zamanımızın büşük bir kısmını internette geçiriyoruz. Hatta pek çoğumuz için, bilgisayar kelimesiyle internet kelimesi birbirine çok yakın ifadeler. “İnternete bağlanamayan bir bilgisayarda ne yapılabilir ki?” diyenlere rastlıyoruz çoğu zaman.

Peki hayatımızda büyük bir yer tutan interneti ne kadar anlayabiliyoruz? Veya şöyle söyleyelim: Anlayabiliyor muyuz?

Film deseniz, alası internette. Video deseniz, streaming video çılgınlığı ortalığı kasıp kavuruyor. Vakit öldürmek deseniz, binbir yolu internette.

Bu mu internet?

İnternet, iki video sitesi ile iki haber sitesinde saatlerini geçirmekten, veya 3D online oyunlarla “böcek ezmekten” ibaret mi sahi? Sadece buysa, neden televizyonlarla ilgili onca kötü söz söyledik? Niye “Günde şu kadar dakikadan fazla seyretmeyin” diye yırtındık? İnternetin ne farkı kaldı?

Ne yazık ki, bugün anladığımız anlamıyla internetin, televizyonlardan bir farkı kalmadı. Hatta belki daha kötü bir ortam oluşturdu. Televizyonlarda asla bulamayacağınız, gerçek kötüler, gerçek kötülükler, sanal bir maskenin ardından sırıtarak sizi bekliyorlar.

Sanal isimler kullanan, gerçek düşmanlar; silahlarını size doğrultmuşlar.

Sanal diyoruz ama ne yazık ki, mahvolan gerçek insan hayatları oluyor.

Peki ne yapacağız? İnternetten uzak kalmak bir çözüm mü?

Yazımızın başında bahsettiğimiz yere geldik. İçinde bulunduğumuz ortamı tanımazsak, o ortamdan zarar görebiliriz. Okul örneğini vermiştik hatırlarsanız. Amacınız yoksa, iş olsun diye gidiyorsanız; okula gitmeniz bile zararınıza olabilir.

Fakat bu zarardan kurtulmanın yolu, okula gitmemek değil, okulun ne olduğunu anlamaktır.

İnternetten zarar görmemek için de, internetin ne olduğunu anlamamız gerekiyor.

Çocuklarımızın zarar görmesini istemiyorsak, onları internetin ne olduğu konusunda, daha bu ortama yeni girerlerken bilgilendirmeliyiz.

Evet, internet her türlü pisliğin bulunabildiği bir dünya. Fakat aynı dünyada, insanlığın bilgi birikimi de saklı.

İnternet öyle bir dünya ki, aylarca dolaşıp, işe yarar bir tek bilgi bile edinemeyebilirsiniz. Yine öyle bir dünya ki, daha bir kaç gün önce yapılmış bir buluş hakkında bile etraflı bilgi sahibi olabilirsiniz.

Kötü her zaman vardı, kötülük de. Sokakta oldukları zaman, onlarla nasıl mücadele edileceğini biliyorduk.

Televizyonlar çıkınca, bir süre bocalasak da, o ortamın kötülüklerini de yavaş yavaş anlamaya başladık. İş işten geçtikten sonra.

Tam bu sırada, internet devreye girdi. Birinden toparlanamadan, diğerine adapte olmaya çalışıyoruz.

Sözün özü, çektiğimiz sancı, internetin suçu değil. Bizim internete hızla adapte olamamamızın suçu.

“Gece yarısı tekin olmayan yerlerde gezme” ile “Bilmediğin sitelere girme” ifadeleri temelde aynı şeyden bahsediyorlar.

Ahlak kuralları, her yerde geçerli. Sanal dünyanın, kendine ait ahlak kuralları yok.

Hatta kendine has kuralları bile yok.

Nasıl bazı durumlarda, bazı yerlerde gezmek istemiyorsanız, internetin bazı yerlerinden de uzak durmak durumundasınız.

Aksini düşünen “özgürlük”çüler, henüz farkedememiş olsalar da, hata ediyorlar.

2 Yanıt

  1. beynelmilel dedi ki:

    Sanırım üstüne az şey söylenecek yazılar ve konular geliyor artık tebrikler başarılı anlatım için…

  1. 25 Kasım 2007

    […] http://www.opereysin.com yazmış tıklayınız […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir