Yeni komşumuz

Ahmet Sırrı Arvas’ın “Seni bekleyenin var mı?” isimli kitabından bir hikaye…

Kiracılık zor iş.
Beklenmedik bir anda evinizden çıkmanız gerekebilir bazen.
Ekstra stres, ekstra problem.
Bir gün ev sahibimiz bana “Evi sattım, bir ay içinde boşaltın” dedi.
Kontrat yok, bişey yok. Çaresiz “peki” dedik.
Yeni ev aramaya koyulduk ve bir tane bulduk.
Pılımızı pırtımızı toplayıp bir kamyona yükledik.
Yola düştük.
Yeni evimizin önünde durduk.
Tatlı bir sonbahar günü.
Havada hafif yağmur var.
Apartmanın dış kapısını açtık, kapı önüne taş koyduk.
Başladık ufak ufak taşımaya…
Bu tür durumlarda âdettir,  apartman yöneticisi veya sakinlerden biri yanınıza gelir.
Sizi bir müddet süzer. Eşyaların kalitesine bakar.
Sonra da:
– Sakın asansörle taşımayın. Duvarları çizmeyin. Gürültü yapmayın. İşiniz bitince taşları mutlaka kaldırıp kapıları kapatın. Çocuklara söyleyin gürültü yapmasınlar. Vs…
Modern zamanlarda buna “karşılama töreni” derler.
Bed suratlı insanlar, yeni gelenleri tedirgin bakışlarla süzerler.
İçlerinden “İnşallah kötü biri çıkıp başımıza iş açmaz” diye dua ederler.
Uzatmayayım.
Biz eşyalarımızı indirmeye başlayınca, güler yüzlü kibar bir beyefendi geldi ve:
– Hoş geldiniz efendim, dedi.
Etrafıma baktım, kimse yok. Bana söylüyor. Sevindim.
– Hoş bulduk.
– Yeni kiracı siz misiniz?
– Evet.
– Müsaade ederseniz size yardım etmek istiyorum.
– Hayır hayır. Hiç gerek yok. Biz taşırız. Sağ olun. Çok teşekkür ederim. Çok naziksiniz.
– Ben ciddiyim. Hadi bismillah.
– Yo yo, bırakın çekyatın ucunu. Biz hallederiz.
– O zaman, işiniz bitince bize yemeğe buyurun. Mâlum yeni taşınıyorsunuz. Yemeğiniz yoktur.
– Hiç gerek yok.
– O zaman bari çaya buyurun.
– Olabilir.

………

İşimiz bitince uğrayıp çayımızı içtik. Pek de güzel bir çay. Şifa oldu hepimize.
Sohbet ettik, yorgunluk attık.
Benim iki de bir elim böbreğime gidiyor. Ağrım sızım var. Sordu:
– Bir yeriniz ağrıyor galiba.
– Böbrekler… Kum mu var bilmiyorum ama, çok ağrıyor.
– Geçmiş olsun. Safranbolu’da bir su var diyorlar. Çok iyi geliyormuş böbreklere.
– İyi ama, çok uzak. Patronun izin vereceğini sanmıyorum. Ev taşımak için bile mırın kırın ettiler.

…………

Aradan iki üç gün geçti.
Bir akşam eve geldim, kapını önünde kocaman iki bidon su.
Eşime sordum.
– Bunlar de böyle?
– Komuşumuz getirdi. Safranbolu’ya gitmiş. Senin böbreklere iyi gelir diye getirmiş.

…………

Bu gök kubbenin altında böyle insanlar var.
İnanılır gibi değil.
Benim için kalkıp oraya gitmiş.
O gün iş yerinden “mazeret” izni kullanmış.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir