Görüyoruz!

Bir süre önce 21. yüzyıl aşırılıkları başlığıyla yayınladığımız yazının tamamlayıcısı olarak görülebilecek bir köşe yazısı kaleme almış Ayşe G. Tunceroğlu. Okuyalım:

Biz birbirimizden haberdar değildik. Ve rahattık. Ne zamanki televizyon keşfedildi, rahatımız kaçtı.

Dünyanın zalimliğinde, adaletsizliğinde eski asırlara göre değişen birşey yok. Hani demiş ya Fuzûli:

Dost bî-pervâ, felek bî-rahm, devran bî-sükûn.
Dert çok, hem-dert yok, düşman kavi, tâli zebun.

Aynı beyti bugün yaşasa yine yazardı. O zaman da, daha önce de, daha sonra da nasılsa dünya, hâlâ öyle… Aynı minval üzre dönmekte.

Değişen tek şey, olan biten cümle mezâlimin, haksızlıkların, çekilen bütün çilelerin anında evlerimizin içine, gözlerimizin önüne taşınması, artık herşeyin göz önünde cereyan etmesi. Radyo da dünyayı kulaklarımıza getiriyordu, şüphesiz ki radyodan önce daha da rahattık. Radyodan önce sadece mahallemizde olanları görürdük, şehirde olup bitenler de kulağı delik, meraklı hemşehrilerin dilinden duyulurdu. Bizim nesil o dönemi bilmez gerçi, bizler radyo nesliyiz. Ve diyorum ki radyonun tesir gücü televizyonla başa çıkamaz. Beş duyumuz arasında en kalıcı iz bırakanı gözümüzdür. Görmek şahit olmaktır. Gördüğümüzü kolay kolay unutmayız. Atalar doğru demiştir: Göz görmeyince, gönül katlanır.

Televizyon odalarımızın başköşelerine yerleşmeden önce dünyada olup bitenleri bu kadar yakından, bu kadar canlı görmüyorduk ve daha mutluyduk.

Televizyon denilen bu alet evlerimizin içine girmeseydi…

Irak’ta sürüp giden savaşın bıraktığı sakat, eksik, yarım, telâfi edilmesi mümkün olmayan yaralarla, acılarla yaşamaya çalışan çocukları görmeyecektik. Onların dert küpü olmuş, çaresiz analarını görmeyecektik.

Ev denen, köy denen harabeleri görmeyecektik.

Bir karışlık Filistin toprağı üzerindeki kardeş kavgasını, tek yürek, tek yumruk olmak yerine birbirleriyle boğazlaşan kardeşleri görmeyecektik.

Cenazelerin başında dövünen insanları görmeyecektik.

Denizde kaçak göçmenleri istiflemiş tekneleri, karada ucuz işçileri istiflemiş kamyonları, o tekne ve kamyonların içinden kameralara bakanların göz bebeklerindeki yılgınlığı, umutsuzluğu görmeyecektik.

Afrika’da içecek bir bardak temiz su bulamayan insanları; aklın, hayalin çok ötesinde bir yoksulluğu yaşayan bir deri bir kemik insanları görmeyecektik.

Trafik kazalarını, hastahâne koridorlarını, cinayetleri, insan kıyımlarını, hayvan kıyımlarını…

Yanıp kül olan ormanları, kuruyup çatır çatır çatlayan toprakları, sel altında kalan köyleri…

Erimeye yüz tutan buzulları…

Hoşgörümüzün sınırlarını zorlayan kepazelikleri, rezillikleri, iğrençlikleri, adilikleri görmeyecektik.

Birbirlerinin gözünü oymak için fırsat kollayanları, uzun uzun konuşup incir çekirdeğini doldurmayanları, boş lâflarla vakit öldürenleri…

Sahte neşeleri, sahte öfkeleri…

Bir tarafta insanların çaresizliklerini, öteki tarafta insanların vurdumduymazlıklarını….

Lokantaların mutfağında cirit atan hamam böceklerini, fareleri…

Görmeyecektik ve rahat edecektik.

Ama görüyoruz!

Ayşe G. Tunceroğlu / Türkiye

Görüyoruz, ama yine de birşey yapmıyoruz, yapamıyoruz.

Herhalde eskiler olsaydı, bu kadar olaya bizim kadar duyarsız kalamazlardı.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir