Masai’den Sevgilerle!

Masai’den Sevgilerle!
Bugün sizlerle, enteresan bir hikaye paylaşıyoruz. Hanute, Masai’den bildiriyor!

Merhaba! Ben Hanute. Kabilemizin şefi Mtombe’nin oğlu ve tahtının 20 varisinden biriyim. Aslında taht üzerinde başkaları da hak iddia edebilir. Bizde akrabalık bağları çok kuvvetlidir.

Opereysin.com’la internette rastgele dolaşırken karşılaştım. Masai ile ilgili arama yapıyordum ve birden kendimi burada buldum. Yazıların hangi dilde olduğunu merak ettim ve Google Translate’le çevirerek yazıların dilinin Türkçe olduğunu öğrendim. Yazıları İngilizce’ye çevirerek okumaya başladım. Hoşuma gitti ve sitenin yazarlarıyla iletişime geçmeye çalıştım. Önce İngilizceme güvenmediğimden Afrikaanca olarak yazdıklarımı Türkçe’ye Google Translate ile çevirerek yolladım. Ancak herhangi bir cevap alamadım. Arka arkaya yolladığım maillere cevap gelmeyince, yazdıklarımı İngilizce’ye çevirerek göndermeye karar verdim. … ve mutlu son! Cevap geldi! Meğer gönderdiğim cümleler Türkçe’de çok anlamsız oluyormuş ve beni spam yapan yabancılardan zannettikleri için yazdıklarımı okumadan siliyorlarmış. İngilizce’ye çevirmek daha anlamlı bir sonuç ortaya çıkmasına yol açmış. Tabi ben de Opereysin.com’daki yazıları çevirerek okurken yanlış okumuş olabilirmişim. Her neyse…

Babam Mtombe, beni çok sever. Tabi kardeşlerimi de sever ama babamın ilk çocuğu ben olduğum için biraz torpilim var denebilir. 250 kilogram ağırlığındaki saygın kabile şefimiz, dediği dediktir. Git dedi, yurt dışını gör dedi, Fransa’da Sorbonne’da, yetmedi İngiltere’de Oxford’da oku dedi, dinlemedim. “Masai’den çıkmam” dedim. “Masai’de Sorbonne olsa okurduk” dedim. Masai’de yüksek okul yok. Haliyle ben de daha fazla eğitim alamadım. İnternet üzerinden uzaktan eğitim alayım dedim. Babam “İnternet ne?” dedi.

Bir kaç hafta dil döktükten sonra, Kenya ulaştırma bakanlığından elden düşme bir uydu çanağı getirtti. 4 işçi, sırtlandıkları çanak anteni getirdiklerinde, sevinçten çılgına dönmüştüm. Hemen 2 yıl önce aldığım bilgisayarı uyduya bağlamaya çalıştım. Ancak saatlerce uğraşmama rağmen başarılı olamadım.

Başarılı olamadığımı gören babam, çanak anteni getiren işçileri, bu sefer de bilgisayar uzmanı bulmaya gönderdi. O gece büyük bir üzüntüyle yattım. İnternetim olabilecek miydi gerçekten?

İşçiler, ertesi gün öğleden sonra, omuzlarına aldıkları uzun tahta sopaya ellerinden ve ayaklarından astıkları göbekli beyaz bir adamla geri döndüklerinde artık hiç bir şeyin aynı olmayacağını anlamıştım. Bazen babam, insanları ikna etmek için benim onaylamadığım bu tip yöntemlerin kullanılmasına izin verir. Bizi de bazen böyle ikna eder. Kendileri çok ikna edicidir!

İşçiler, adamı yere indirdiler ve ellerindeki ve ayaklarındaki bağları çözdüler. Birden hareketlenen adam, önce ayaklarındaki bağı çözen işçiye esaslı bir tekme çaktı. Sonra kilosundan beklenmeyecek bir çeviklikle ayağa kalkarak, diğer işçileri tokatlamaya başladı.

Durumu gören babamın yakın korumaları üzerine atladılar ve adamı tutmayı başardılar. Adam bu sırada bütün gücüyle bağırıyordu:

“My name is Murat! I’m Turk laayn!”*

Türklerle işte böyle tanıştım.

*: Benim adım Murat! Ben Türküm laayn!

Sevebilirsin...

3 Yanıt

  1. zekeriya dedi ki:

    hanute’nin gelecek yazilarini heyecenla bekliyoruz.

  2. zOppOr dedi ki:

    Vay be!
    Taa nerelerden okuyucular var.
    Sen büyüksün internet.

    Hanute yazmaya devam et.

  3. alayli dedi ki:

    Is this based on true story?

    Ankara’dan selamlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir