Angarya mı, yardım mı?

Angarya mı, yardım mı?

Onlu yaşlarımda, her çocuk gibi, insanlar tarafından takdirle karşılanacağını düşündüğüm bütün meziyetlerimi ortaya dökmekten zevk alıyordum. Arkadaşlarıma okulda yardım etmek, çevremdekilerin öğrenmek istedikleri bir şeyi internetten araştırmak, çalıştıramadıkları oyunları ve programları çalıştırmak ve bozulan bilgisayarlarını tamir etmek gibi şeylerden bahsediyorum.

Bunları yapıyordum, çünkü bolca boş vaktim vardı. Çünkü, yukarıda da söylediğim gibi, başkalarının yaptıklarımı takdir etmesi özgüvenimi arttırıyordu. Çünkü, insanların yapılan iyilikleri gerçekten önemsediklerini zannediyordum.

Son cümlemi yanlış anlamayın. Hâlâ bazı insanların, yapılan her iyiliğin hakkını verdiklerini ve daha fazlasını yapmak için çaba gösterdiklerini düşünüyorum. Ancak günümüz dünyasında, insanların çoğunun, birbirini sağılacak inekler gibi gördükleri gerçeğinin de tamamıyla bilincindeyim.

Bu gerçeği bütün açıklığıyla fark etmem, yirmili yaşlarımı buldu. Tabi ki bir sabah kalkıp aynaya baktığımda aniden kafama dank etmedi. Bir kaç yıl içerisinde, neredeyse anlayamayacağım kadar yavaş bir biçimde aklıma yattı.

Ondan önce, yaşadığım pek çok can sıkıcı, ümit kırıcı olaya rağmen, insanların işini görmenin muhteşem bir şey olduğunu ve size gereken karşılığı vermeseler de, aslında sizi takdir ettiklerini düşünüyordum.

Bu fikri benimsedikten sonra ise, birisinin istediği bir şeyi yapmaya girişecekken, kendime şu soruyu sormaya başladım:

Yapmam istenen bu iş, karşımdaki için ne kadar önemli?

Üstü açık bir kuyuya doğru yürümekte olan bir âmâya veya ateşe doğru koşan bir bebeğe yardım etmekle, aklına eseni yapmaktan zevk alan bir dostunuzun aklına estiği için sokaklarda sabahlamak aynı şey değil.

Bu soruyu cevaplarken dikkat etmeniz gereken bir nokta var: Sizden bir şey isteniyorsa, hemen her zaman karşınızdaki bunun çok önemli olduğuna sizi inandırmaya çalışacaktır.

İlkokulda 0.5 uç isteyen sıra arkadaşınızın yüzünde gördüğünüz o “muhtaç” ifadesi ile, gerçek ihtiyaç sahiplerinin yüzündeki ifade arasında ilk bakışta pek de bir fark yoktur.

Çünkü insanoğlu genellikle anlık arzularının peşinde koşar ve bu önemsiz arzularının yerine getirilmesi için bazen her şeyini feda etmeye hazırdır.

İşte bu sebeple, karşınızdaki için, istediğinin ne kadar önemli olduğunu iyi tahlil edin.

İstediğini yapmadığınız zaman ciddi bir zarara uğrama ihtimali varsa, elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın. Böyle bir ihtimal yoksa, sizden istenen şeyin yapılıp yapılmaması, karşınızdakinin hayatında ciddi bir etkiye sebep olmayacaksa, kendinize 2. bir soru sorun:

Yapmam istenen bu işin, bana bir faydası var mı?

Bu soruda “fayda” kelimesinden kastettiğim küme, Batı dünyasının klasik algılama mantığıyla, para, şöhret, ego tatmini gibi öğelerle sınırlı değil. İşin doğrusu, bir işi yapmak için, işin ucunda ego tatmini olup olmadığına bakmanın, egoizmden başka bir şey olmadığını düşünüyorum.

“Fayda”dan kastım, somut veya soyut, herhangi bir yarar.

Yardım etmek sizi mutlu edebilir. İnsanları mutlu görmek, bütün sıkıntılarınızı unutturabilir. Sevap kazanmak için yardım ediyor olabilirsiniz.

Kariyerinizde yükselmek, çevrenizi genişletmek, yeni iş ortamları oluşturmak, belki biraz para kazanmak gibi hedeflerle “yardım” ediyor olabilirsiniz.

İşte saydıklarımın hepsi, “fayda” kümesine dahildir.

Eğer sorduğunuz bu ikinci sorunun cevabının “evet” olduğuna kanaat getirirseniz, birinci sorunun cevabı kesin evet olmasa da, isteneni yapabilirsiniz.

Karşınızdaki için çok da önemi olmayan bir işin, size de bir faydası olmayacaksa, o işi yapmak sadece vakit kaybı olacaktır.

Bir şey istendiğinde, kendinize yukarıdakilere benzer basit sorular sorarak, gerçek bir istekle, “öylesine” yapılmış bir isteği ayırt etmeyi başarabilirseniz, gereksiz işler yapmaktan kurtulur, elinizdeki süreyi daha yararlı bir işle geçirebilirsiniz.

Bulunduğunuz sınıfa getirilen bir bilgisayarı projektöre bağlamayı “başarmak” veya arkadaşınızın bir türlü kurmayı başaramadığı bir oyunu kurmayı “başarmak”, size bir şey kazandırmaz.

Ha, evet, bir kaç “Aslansın!”, “Harikasın!”, “Yürü be!” cümlesi kazandırır ama, bu cümleleri duymakla elinize bir şey geçmediğini zaten yıllar önce öğrenmiştiniz.

Değil mi?

Sevebilirsin...

1 Yanıt

  1. yusufyusufyusuf dedi ki:

    Bir bilgisayar mühendisi olarak bu anlattıklarından ben de çok muzdaribim. Yazıyı olduğu gibi aldım ve facebooktaki notlarıma ekledim ve profilden paylaştım, beni tüm sağanlar görsün ve fikirlerini değiştirsinler diye. Gerçekten olayı çözmüşsünüz tebrikler…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir