Anneler ve Babalar

Anneler ve Babalar

Geçen gün şehir içinde otobüsle giderken duyduğum bir söz, annelerimize ve babalarımıza bakış açılarımızın birbirinden ne kadar farklı olduğunu hatırlamama sebep oldu.

Otobüsteki üniversite gençlerinden biri, diğerine dönüp, hayatta en çok kimi sevdiğini sordu. Böyle bir soru sormak nereden aklına geldi bilmiyorum, ama muhatabı hiç düşünmeden cevap verdi:

“Kendimden çok sevdiğim sadece bir kişi var: O da annem.”

Belki arkadaşının yüzünde oluşan ifadeyi süzmek için, belki de nasıl devam etmesi gerektiğini belirleyebilmek için biraz bekledi. Sonra devam etti:

“Babamı da kendimden az seviyorum yani.”

Bu diyalogdaki ifadenin oluşmasının onlarca sebebi olabilir. Belki bu üniversite öğrencisinin geçmişte babasıyla ciddi bir problemi oldu, belki annesine herkesten daha çok bağlı; belki de kendisini aşırı seviyor, bunu gizlemek için annesine olan sevgisini abartıyor.

Ancak ben, annesi ile babası arasında böyle bir fark olduğunu söylemesine, yaşının ve çoğumuzun zihinlerinde yerleşmiş olan anne-baba figürlerinin sebep olduğunu düşünüyorum.

Anne, her sağlıklı ebeveyn-çocuk ilişkisinde büyük roller üstlenir. Bebeklik ve erken çocukluk dönemlerinde, cinsiyet fark etmeksizin her insan için sevginin kaynağıdır. Her bebek, ilk olarak annesine güvenir ve öğrendiği ilk bilgilerin kaynağı da yine annesidir. Daha anne karnındayken kurulan özel bir bağ, anneyi çocuğuna herkesten daha çok yaklaştırır.

Erken çocukluk döneminin sonunda, anne imajı, çocuğun cinsiyetiyle alakalı olarak değişime uğrar.

Delikanlılarda, “sevilen ve sığınılan anne” figürünün yerini, yavaş yavaş “savunulan anne” figürü almaya başlarken, kızlarda anne figürü “olgun bir arkadaş” olarak şekillenir.

Baba, hemen her yaşta otoritenin bir simgesidir. Ona bu görev, çocuğu dünyaya geldiği anda yüklenir. Çünkü, sağlıklı bir ebeveyn-çocuk ilişkisinin kurulabilmesi için, sevgi figürünün hemen yanında, sarsılmaz bir otorite figürünün yer alması gerekir.

Bu figür, hemen her zaman baba olacaktır. Acı bir gerçek vardır: İnsanoğlu, otoriteden hoşlanmaz!

Babanın otorite dozunda, cinsiyetler arasında farklılıklar gözlenir. Kendi yaşadığı zorlukları yaşamaları kuvvetle muhtemel olan erkek çocuklarını, “olmak istediği gibi” şekillendirmeye çalışırken, bu konuda kız çocuklarını sıkma gereği hissetmez.

Ayrıca baba, çocuklarıyla çoğunlukla anneden daha az beraberdir. Bunun sebebi “ekmek parasını kazanmak” olsa da, çocuklar ve hatta ergenler, bunu kavramakta zorluk çeker, babalarını “ilgisiz” olmakla suçlarlar.

Ergenlikte kalıplaşan ebeveyn figürleri, ilerleyen yıllarda değişikliğe uğrarlar. Ne zaman mı? İnsan, ebeveynlerinin geldiği yaşa ve konuma geldiğinde…

Ancak bu sefer, ne yazık ki davranışları düzeltmek çok zor olur. Bazen, değişikliği yapmak için yeterince vakit kalmaz, bazense katılaşmış karakterler yumuşamaz, davranış kalıpları esnemez.

Neticede, otobüslerde, sokaklarda, okullarda; hasılı hayatın her alanında, bir ebeveynini daha çok sevdiğini söyleyen insanlara rastlanır.

Çoğunlukla, böyle söylemelerinin sebebi, bir ebeveynlerinin geçmişte kötü davranmış olması değildir.

Ya annelerinin de, babalarının da baş tacı etmeleri gereken insanlar olduklarını fark edebilecek yaşa gelmemişlerdir, yahut bunu fark etmelerine rağmen, kabul etmeyi kendilerine yedirememişlerdir.

Her halükarda, yanlış düşünmektedirler.

Yüzünüze oturtacağınız acı bir tebessüm, kendilerine gelmelerine sebep olabilir.

Belki, hatalarını, çok geç olmadan düzeltme şansı bulurlar.

Özür dileyecekleri kişiler, hala parlayan gözlerle kendilerine bakıyorlarsa…

… veya hala hayattaysalar.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir