
Hepimiz, internet dünyasında yer alıyoruz. Ya okuyucu-yayıncı, yahut yalnız okuyucu olarak bulunduğumuz bu dünyada da, her alanda olduğu gibi, bir arz-talep dengesi var. Bir şey talep ediliyor, birileri de o bir şeyi sunuyor. Sunan kişilere ticarette tüccar derken, internet dünyasında yayıncı diyoruz.
İnternetin ilk yıllarında, yayıncı ile okuyucu (yahut ziyaretçi) arasında keskin bir ayrım vardı. Büyük haber siteleri, büyük firmalar; web siteleri hazırlıyorlar, diğer insanlar da bu web sitelerini ziyaret ediyorlardı.
Sonraki yıllarda, gittikçe artan bir hızla, bu durum değişmeye başladı. Yazının tamamını oku »
24 Kasım 2007, Cumartesi //
victory
Bulunduğumuz ortamı daha iyi anladığımızda, o ortamda daha başarılı olabiliriz. Bu okul hayatımız, meslek hayatımız, gençliğimiz, ihtiyarlığımız için hep doğrudur.
Gençliğin ne olduğunu, ihtiyarlığın ne avantajları, ne dezavantajları olduğunu bilmeden ne genç olunabilir, ne de yaşlı. Okula yalnızca zaman öldürmeye gidiyorsanız, bir gün gelir yaptıklarınıza pişman olursunuz.
Pek çok insan, artık televizyon karşısında geçirdiğinden daha uzun bir süreyi bilgisayar karşısında geçiriyor. Bu hastalık öyle bir boyuta ulaştı ki, bilgisayar başında ölen insanların haberlerini okuyoruz gazetelerde. Yazının tamamını oku »
“Tek bir patron tanırım: Müşteri! İnanın kızdırmaya gelmez yoksa hepimizi işten atar!” - Sam Walton
Wal-Mart‘ın adını duymuşsunuzdur sanırım. Evet, şu ucuz fiyata ürün satmasıyla tanınan şirketten bahsediyorum. 2006′da 11.6 milyar dolar net kâr elde eden, devasa şirketten. Wal-Mart o kadar hızlı büyüyor ki, ABD’de her hafta 6 yeni mağaza açıyor. Dünya çapında 5000 mağazası var. 1970’de 825 dolardan satılan hissesinin, 1992’de 1.3 milyon dolar olması şirketin gücünü özetlemeye yetiyor.
İsterseniz Wal-Mart’ı ve dolayısıyla Sam Walton‘ı biraz daha yakından tanıyalım. Yazının tamamını oku »
19 Kasım 2007, Pazartesi //
victory
ABD kaynaklı Kişisel Gelişim Programları’ndan kopma “10 adım”, “20 adım” yazıları; popülerliğini yıllardır sürdürüyor. Popüler teknoloji sitelerine bir göz gezdirin, en çok okunan yazıların arasında bu tarz yazılar olduğunu kolayca farkedebilirsiniz.
Sanırım bunun sebebi, insanların aklında kalmasının daha kolay olması.
“10 adımda …” yazıları genellikle bir işi nasıl iyi yapabileceğinizi anlatırlar. Biz bu yazımızda, 10 adımda nasıl kötü blog yazarı olabileceğinizi açıklayacağız. Bu yöntemleri aynen uygularsanız, çoğu insan sitenize bir daha girmek istemez. Böylece “sanat için sanat” anlayışınızı pekiştirme fırsatı bulabilirsiniz. Yazının tamamını oku »
İşim gereği şehirlerarası sık seyahat ediyorum. Gittiğim şehir 1-2 saat mesafede olduğundan, buna ne kadar şehirlerarası denir bilemeyeceğim (Aynı mesafede şehir içi hatlar var neredeyse).
Bu otobüs yolculuklarında bazen aklıma garip garip şeyler geliyor. Uğraşsam da kafamdan atamıyorum. Sanırım özellikle trafiğin sıkıştığı, yolculuk süremin 2 katına çıktığı o hoş (!) dakikalar buna zemin hazırlıyorlar. Aklıma gelenlerin bazılarını yazmak istiyorum. Hani belki daha önce başkaları da düşünmüşlerdir diye: Yazının tamamını oku »
14 Kasım 2007, Çarşamba //
fkilic
Baş tacımız annelerimize;
Hep benimle olmanı
Hep benimle kalmanı
Benden ayrılmamanı
Ben seni istiyorum
Senin güzel yüzünü
Ve ılık nefesini
Baldan tatlı sesini
Ben seni istiyorum
Yazının tamamını oku »
15 Ekim 1924 doğumlu bir Amerikalı olan Lee Iacocca, adını CEO olarak çalıştığı Chrysler’deki yönetim başarısıyla duyurdu ve kısa sürede dünyanın önde gelen yöneticileri arasına girdi. Emekliye ayrıldıktan sonra yönetim kurullarında görev aldı, kendi adını taşıyan vakıf ile ilgilendi. Son zamanlarda ise Mayıs 2007′de yazdığı “Where Have All The Leaders Gone” (Bütün Liderler Nereye Gitti?) isimli kitabıyla gündemde. Bu kitabında Iacocca; sadece şirketleri değil, politikacıları da değerlendiriyor. İşadamı ve yöneticilere önerilerde bulunuyor, hangi konulara yüklenmeleri geretiğini anlatıyor. Özellikle de “10 C” formülünü vurgulayarak, bir liderde olması gereken temel özellikleri listeliyor.
Peki acaba Iacocca’ya göre bir liderde olması gereken 10 özellik neler? Yazının tamamını oku »
10 Kasım 2007, Cumartesi //
skolf
Ben de sizin gibi pek çok uzun ve sıkıcı makale okudum, bitmek bilmeyen konferanslara katıldım, uyukladığım derslerde bir kulağımdan girip diğerinden çıktı Türkçemizin önemi. Sonra kapsamlı bir araştırmaya koyuldum ve bu konudaki genel yorumlarımı sizinle paylaşmak istedim;
Tüm dünyada, her alanda olduğu gibi, dil konusunda da büyük bir savaş var. Sömürgeci anlayışa sahip ülkelerin askerleri, markaları, firmaları, kültürleri ve dolayısıyla da dilleri güçsüz ülkelere sürekli bir taaruz halinde.
Burada aklımıza bir soru takılıyor: Dilimize giren her yeni kelimeyi dışlamalı mıyız? Her yabancı kelimenin yerine, Türkçe bir kelime koymak zorunda mıyız? Yazının tamamını oku »