Kaybolup Kaybolup Ortaya Çıkan Doktor: William Bates

New York’un zengin ve tanınmış simalarından olan göz doktoru Dr. William Horatio Bates, 30 Ağustos 1902’de ortadan kaybolmadan sadece birkaç saat önce, aceleyle bir mektup yazmış ve postaya vermişti. O esnada annesini ziyaret etmek için şehir dışında olan eşi Aida Seaman Bates’e ulaşan mektupta şunlar yazıyordu:

Sevgili eşim,

Birkaç büyük ameliyat için şehir dışından çağırıldım. Eski bir öğrencim olan Dr. Forche ile, … bir mastoid, birkaç katarakt ve diğer ameliyatları yapmak üzere gidiyorum. Bana servet sözü verdi! Horse Show’u kaçırmam çok kötü, ama hepimiz için çok para kazanacak olduğum için mutluyum. Acayip bir telaş duyuyorum! Endişelenme. Detayları sonra yazacağım.

Sevgilerle,

Willie

Garip bir not olduğu ilk bakıştan belliydi. Bates zaten zengin bir insandı. Bu yüzden para kazanacağı için bu kadar mutlu olması anlamsızdı. Üstelik, evden ayrılmak için bu kadar acele etmesi nedendi? Hepsinden öte, bu mektubu yolladıktan sonra doktor ortadan kayboldu. Evine dönmedi ve nereye gittiğini açıklayacak bir mektup da göndermedi.

Birkaç gün ortaya çıkmaması üzerine, eşi ABD ve bütün Avrupa’daki arkadaşlarını da devreye sokarak bütün imkanları ile Bates’i aramaya başladı. Kocası tanınmış bir mason olduğu için, yerel mason topluluğunun yardımı ile fotoğrafının bütün dünyaya gönderilmesini bile sağladı. Sonunda, Britanya’dan bir mektup geldi. Doktorun tarifine uygun bir kişi bulunmuştu: Londra’daki Charing Cross Hastanesi’nde çalışan bir tıp asistanı. Önce hasta olarak geldiği hastanede, bir süre sonra çalışmaya başlamıştı. Kendisine ilk ulaşan arkadaşları, “bitkin ve zayıflamış olduğunu ve gözlerinin çökmüş olduğunu” not edeceklerdi. Bates daha sonra, geçen 6 hafta içinde bazı noktalarda açlıktan ölecek duruma bile geldiğini söyleyecekti. Halbuki o esnada banka hesabında, hiç çalışmadan Londra’da yıllarca lüks içinde yaşayabilecek kadar parası vardı.

“Sanki zihninin bir bölümü alınmış, bir dilim karpuz gibi kesilmiş ve görünmez bir canavar tarafından yenmiş gibi…”

Bayan Bates, Londra’ya giden ilk gemiye bindiğinde, mutlu bir kavuşma hayali kuruyordu ama bu gerçekleşmedi. Kocasının önceki hayatına dair hafızasında en ufak bir kırıntı bile kalmamıştı! Kendi eşini bile tanımaktan acizdi. “Neden şaşırdığınızı anlamadım bayan” demişti, “Daha önce hiç karşılaşmadık”.

İstemeye istemeye de olsa, istirahat için eşi ile bir süre Savoy Oteli’ne götürüldü. Burada, bir beyin apsesi operasyonu yapmak için New York’tan çağırıldığını hatırlar gibi oldu.

Kafası karışan ancak eşine kavuştuğu için rahatlayan Bayan Bates, kocası içinde bulunduğu durumdan çıkana kadar Londra’da kalmayı planladı. Böylece kocası hafızasının bir bölümünü daha kazanabilir ve deniz yolculuğuna dayanabilirdi. Ancak planları, daha iki gün geçmeden Bates’in otelden çıkıp kalabalığın içinde kaybolması ile suya düştü. Bayan Bates, eşini bir daha görmedi.

Silbaştan

Bates ortadan kaybolduğu 1902 yılında, kariyerinin zirvesindeydi. 40’lı yaşlarının ortasında olan yakışıklı doktor, varlıklı, saygı duyulan ve zorlu vakalarda yardımları istenen bir cerrahtı. Cornell ve College of Physicians and Surgeons’tan aldığı diplomaları vardı ve Bellevue Hastanesi ve New York Göz Hastanesi‘nde görev yapıyordu. New York Tıp Fakültesi’nde 5 yıl oftalmoloji (göz hastalıkları) uzmanlığı eğitimi almıştı.

Sözün özü, CV’sine bakıldığında birden ortadan kaybolacak bir adam olduğu düşünülemezdi.

Bir sonbahar günü Savoy Oteli’nden ayrıldığında, ardında kendisini yıllarca umutsuzca Avrupa ve ABD’de arayacak bir eş bırakmıştı. Söylenene göre, Bayan Bates, 1907 yılında son nefesini verirken, gözleri son kez eşinin portresine takılıp kalmıştı.

Hikaye burada bitti mi? Bitmedi. Dr. Bates, yine ortaya çıktı. Bu sefer tamamen alakasız bir yerde: Grand Forks, Kuzey Dakota’da.

1910’da Bates’in New York günlerinden yakın bir arkadaşı olan Dr. J. E. Kelly, 12.000 kişinin yaşadığı bu küçük kasabadan geçerken arkadaşıyla karşılaştı. Bates burada bir göz kliniği açmıştı! Bir süre Bates ile vakit geçiren Kelly, onun geçmişe dair hiçbir şey hatırlamadığını anlamasına rağmen, New York’a geri dönmeye ikna etmeyi başardı.

İki göz hekimi, ortak bir klinik açtılar.  The New York Herald, “Burada, eski arkadaşı ile, yavaş yavaş eski günlerine dönüyor. Şimdi 51 yaşında olan Dr. Bates, kariyerine silbaştan başladı. “ diye haber yaptı.

Bates New York’taki eski yaşantısını asla hatırlayamadı. Avrupa’da gezgin doktor olarak geçirdiği günlere dair bir kaç yarım yamalak hatıra ve Kuzey Dakota’ya yerleşmesi… Hatırladığı her şey bundan ibaretti.

Bir iş arkadaşı, “Sanki zihninin bir bölümü alınmış, bir dilim karpuz gibi kesilmiş ve görünmez bir canavar tarafından yenmiş gibi…” diye yazacaktı hatıralarında.

Bates, daha sonra Harlem Hastanesi’nde çalışmaya başladı ve yeniden evlendi. Dışarıdan bakanlara göre, hayatı normal ritminde gidiyordu. Ama tek bir farkla: Yıllarca zirvede olduğu göz hekimliğinde, artık yerin dibindeydi.

Görme Sanatı

1917’de yeni ve alışılmadık bir göz bakımı teorisi ortaya attı. “Bates Göz Egzersizleri Sistemi” adı verdiği bu yöntem, ilk olarak tam bir şarlatan olarak tanınan Bernarr Macfadden tarafından işletilen Physical Culture dergisinde yayınlandı. Millet bu anı bekliyor gibiydi: Dergi abonelikleri patladı!

Üç yıl sonra, Bates, bu teorilerini anlattığı Cure of Imperfect Eyesight by Treatment Without Glasses (Gözlük Kullanmadan Görme Kusurunun Tedavisi) isimli kitabını yayınladı. Çalışma, olağandışı fotoğraflarla yoğun biçimde resmedilen; oldukça tuhaf, yanlışlıklarla dolu ve abartılı bir şeydi. Bates on yıllardır çalıştığı göz hekimliği biliminde ne varsa, aksini iddia ediyordu. Görme problemlerinin göz küresi ve lensten çok, göz yorgunluğu ve sinir gerginliği ile ilişkili olduğunu iddia ediyor ve “düşünsel rahatlama ve bir seri göz hareketleriyle” hepsinin azalacağını veya geçeceğini savunuyordu.

Bates’e inananlar —sayıları azımsanamayacak kadar çoktu— görme keskinliklerini düzeltmek için değişik yöntemler denemeye giriştiler. Bunlardan biri, çıplak gözle uzun bir süre güneş ışığına bakmaktı. Gerisini siz düşünün.

1929’da, iddiaları Federal Trade Commission‘ın dikkatini çekti ve inceleme başlatıldı. Ancak insanlar zokayı yutmuştu bir kere. Yöntemlerin takipçileri gitgide artıyordu. Brave New World‘un yazarı Aldous Huxley de bunlardan biriydi. Hatta sonraki yıllarda bu yöntemlere ait tecrübelerini konu alan The Art of Seeing (Görme Sanatı) isimli bir kitap da yazacaktı.

Hafıza Kaybı mı, Numara mı?

Bugüne kadar Bates’in neden kaybolduğunu açıklayabilecek kesin bir açıklama bulunamadı.  The New York Times‘daki ölüm ilanı, “garip bir afazi” tipinden bahsediyordu. Halbuki afazi konuşma ile ilgili bir kusur demekti. Daha sıklıkla, amnezi (hafıza kaybı) dönemleri geçirdiği iddia edildiyse de, bu da durumu açıklamakta yetersiz kalıyor. Mayo Clinic, “Televizyon dizilerinde ve filmlerde kimliğini unutmak popüler bir konu olsa da, gerçek hayatta görülmesi nadirdir. Bunun yerine, amnezisi olan insanlar genellikle kim olduklarını bilirler. Ama yeni bilgiler edinmekte ve hatıralar oluşturmakta zorlanırlar” diyor.

Bir başka muhtemel tanı, “psikojenik füg” olabilir. Psikojenik füg, bir anda bireyin tüm belleğini kaybetmesi durumudur. Çok çok nadir görülür.

Tabi bir başka ihtimal de, Bates’in tamamen numara yapmış olması. Belki de New York hayatından, evliliğinden bıkmıştı. Belki bilinmeyen borçları vardı. Belki de bir gün çıkıp gitmesi gerektiğini düşünmüştü ve yakalandığında da hafıza kaybı bahanesini ileri sürmüştü.

Gerçek ne olursa olsun, 1931’de ölen doktor ile mezara gitti. Göz hastalıkları camiasına bıraktığı çapraşık mirası ise, hala yaşamaya devam ediyor. Her fırsatta göz hekimlerince yalanlansa da, internet hala Bates Metodu hayranları ile kaynıyor.

Kaynak: Mental Floss

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir