Bir kaç satırlık bir düşünce yazısı karalayanlara da “yazar” denir, ciltler dolusu eserler ortaya koyanlara da… Ancak iki grup arasında devasa farklar vardır. İyi yazarlar, iyi okuyuculardır bir kere. Yazdıklarından çok, okurlar. Zaten, eserleri; yüzlerce kitaptan edindiği bilgilerini veya tırnaklarını sert kayalardan daha sert olan hayata geçirerek edindiği tecrübelerini yansıtamayan birisinin okuyucusuna ne faydası olur?
İyi yazarlar, sorgulayıcıdırlar, açıklayıcıdırlar. Kendilerini okuyucunun yerine koymayı bilir, okuyucunun anlayacağı dilden yazarlar. Bir başka deyişle “Sanat için sanat” yapmaz, okuyucu için kalem tutarlar. Satırları bir nakkaş titizliği ile bezemeyi başarır, dilin en nadide köşelerinden kelimeler imbiklerler.
Sözün kısası, “iş olsun” diye yazmazlar; yazmayı iş edinirler.
Sosyal alanlarda yazdığı kitaplarla tanınan Deirdre McCloskey, Economical Writing isimli kitabında, iyi bir yazarın sahip olması gerektiğini düşündüğü 5 özelliği şöyle sıralamış: Yazının tamamını oku »

Tipografi bir bilim değildir, bir sanattır. Bu sanatı “bilimleştirmek” isteyenler, yeterli materyali bir araya toplayarak tipografiyi aydınlatabileceğimizi savundular. Ancak tipografi ve yazı tipi seçimi, kurallarla sınırlandırılmış standart bir bilim dalı gibi görülemez.
Yazı tipi seçiminde asıl noktayı vurgulamadan önce, kısaca sorumluluklarımızdan bahsedelim. Esasen sorumluluğumuz 2 yönlüdür: 1. sorumluluğumuz, okuyucumuzu okuma zevkinden etmemek, aksine bunu desteklemek; ikinci sorumluluğumuz ise kullanaceğımız yazı tipine veya tiplerine karşıdır. Yazının tamamını oku »
Bazen, diğer insanların yaptığımız işlerle ilgili yorumlarına çok fazla değer veriyoruz. Evet, yapılacak işlerde başkalarına danışmak faydalı, ancak işi kimin yapacağını ve sonuçlarına kimin katlanacağını da unutmamak gerekiyor. Bu temayı işleyen anlamlı bir yazı. Dr. Edward Bach’ın kaleminden…
Küçük bir çocuk annesinin doğum gününde bir ev resmi yapmaya karar vermişti…
Küçük zihninde ev çoktan boyanmıştı bile; en küçük ayrıntısına kadar nasıl olacağını biliyordu…
Geriye sadece kağıda dökmek kalmıştı…
…
Doğum günü için hazırlayacağı resim bitti… Elinden geldiğince bir ev şekli ortaya dökmüştü. Bu bir sanat eseriydi, çünkü ona aitti. Yazının tamamını oku »
İstanbul halkının büyük bir çoğunluğu şehir içi yolculuklarında belediye ve halk otobüslerini kullanıyor. Minübüslerin ana hatlardan çekilip ara yollara verilmesi bu kullanımı ziyadesiyle arttırdı. Özellikle eskiden minibüslerin çok kullanıldığı yerlerde otobüslere sadece ilk duraktan binilebiliyor, sonrasında otobüsler diğer durakları transit geçiyor ve ulaşımımız hızlanmış oluyor (!).
Binmenin bile başlı başına bir olay olduğu otobüslerde, bir de oturmuşsak; çok şanslı sayılırız. Ama genelde diğer insanlarla eşit yorgunlukları paylaşan gençlerin oturma gibi bir şansları olmuyor. Otururlarsa da bu çok uzun sürmüyor, yer vermek zorunda kalıyorlar çünkü.
Şimdi sizlere otobüste yer vermeme sanatının inceliklerinden bahsedeceğim. Yazının tamamını oku »