
“Soykırım” kavramı, 1948 tarihli “BM Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme” ile tanımlanmış.
Sözleşmenin 2. maddesi şöyle:
“Soykırım; etnik, ırkî ya da dinî bir grubu toptan ya da onun bir bölümünü yok etmek niyetiyle; grup üyelerinin öldürülmesi, grup üyelerinin fizik ya da akıl bütünlüğünün ağır biçimde zedelenmesi, grubun fizikî varlığının tamamı ya da bir bölümü ile yok edilmesi sonucunu doğuracak hayat şartları içinde tutulması, grup içinde doğumları engelleyecek tedbirler alınması, bir grup çocukların başka bir gruba zorla geçirilmesi eylemlerinden herhangi birine başvurulmasını kapsamı içine alır. Soykırımda planlı, devlet politikası haline gelmiş eylemler söz konusudur.”
Aslında bu maddede yazılanlar bütün savaşlarda olup biten şeylerdir. Yazının tamamını oku »

(Resmi büyük hâlde görmek için üzerine tıklayın.)
Filistinde sıkıntı,
Altmış yıldır sürüyor;
Müslümanlar ağlarken,
Bazıları gülüyor.
Yine saldırı oldu.
Yine çok kan döküldü.
Kadın, çocuk, yaşlı, genç
Yüzlerce masum öldü
Gencecik annelerin
Yanıyor yürekleri.
“Bitsin artık bu zulüm!”
Onların dilekleri.
Ey insanlar uyanıp,
Kendimize gelelim.
Onlara yardım için,
Biz el ele verelim.
F. Kılıç
Bir süre önce 21. yüzyıl aşırılıkları başlığıyla yayınladığımız yazının tamamlayıcısı olarak görülebilecek bir köşe yazısı kaleme almış Ayşe G. Tunceroğlu. Okuyalım:
Biz birbirimizden haberdar değildik. Ve rahattık. Ne zamanki televizyon keşfedildi, rahatımız kaçtı.
Dünyanın zalimliğinde, adaletsizliğinde eski asırlara göre değişen birşey yok. Hani demiş ya Fuzûli:
Dost bî-pervâ, felek bî-rahm, devran bî-sükûn.
Dert çok, hem-dert yok, düşman kavi, tâli zebun. Yazının tamamını oku »