Dünden bugüne fare sevgisi…

Dünden bugüne fare sevgisi…

Ahmet Bey, iş yerinden yeni dönmüştü. Mutfakta duran gazetesine şöyle bir göz gezdirdikten sonra, bir an durdu. Yüzüne yayılan gülümsemeden, aklına sevdiği bir şeyin geldiği belli oldu. Gazeteyi bıraktı ve iç odaya doğru yürüdü.

Çook sevdiği, dünyalar tatlısı, bir tanesinin yanına yaklaştı usulca. Mışıl mışıl uyuduğunu gördü. Elini bir tanesinin yüzünde gezdirdi ve usulca bir öpücük kondurdu yanağına.

Tam bu esnada, odaya girişinden beri kendisini takip eden hayat arkadaşının can hıraç bağırtısını duyarak sıçradı:

Tüüh sana herif herif! İşten geldin, yüzüme bile bakmadan dooruca yanına gidiyorsun şu meretin. Bi de utanmadan öpüyorsun makineyi. Kafayı yedin, kaldın başıma!

Ahmet Bey toparlandı, gözlerini kırpıştırdı:

Öyle deme hanım. Kompüter bu! O kadar para saydım biliyorsun!

Gerçekten de, masanın üzerinde, Ahmet Bey’in elinin altında duran, hoş bir Macintosh Plus’tan başkası değildi. Hemen yanında duran faresi ve joystick’iyle, çoklarının hayallerini süsleyen bu makine, oracıktaydı işte. Eşi sözünü kesti:

Aldırmakla hata ettim zaten. İşlerini kolaylaştırır, daha çok vakit geçirebilmemize yarar sandıydım. Ah ahhh…

Ahmet Bey, kendini savunmaya çalıştı:

Ama zaten beraber vakit geçirmek istiyorum ben de. Ne yapayım, Battleship oynamayı sevmiyorsun, Silkworm‘da helikopter olmayı kabullenmiyorsun.

Bu cümleleri sarf ederken eşi yanına kadar gelmiş, Ahmet Bey’in geri geri gitmesinden yararlanarak bilgisayarla arasına girmişti. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi. Aniden bağırdı:

Herif kaç canını kurtar. Konuşmaya devam edersen kırıcam kafanda şu mereti ha!

Ahmet Bey, tehlikeyi fark etmişti. Eşini ilk defa bu kadar sinirli görüyordu. Gerçi kompüteri eve getirdiğinden beridir eşinde bazı değişiklikler görmeye başlamıştı. Kendi kendine konuşuyor, sürekli homurdanıyor ve kızgın kızgın bakıyordu. Ama kızgınlığının bu boyuta ulaşabileceğini tahmin etmemişti.

Son defa şansını denedi:

Gel beraber bir oyun oynayalım kompüterde. Sinirin geçer hem!

Bu cümleyi duyan evin hanımından, yüksek bir çığlık sesi geldiğini duyan Ahmet Bey, artık geri dönülemeyecek bir noktaya gelindiğini anlayarak kapıya doğru yürümeye başladı. Arkasını dönüp kapıdan çıkmak üzereyken, kafasına yediği sert bir cisimle dengesini kaybederek yere düştü.

Yerde, yanı başında yatan cisim, Macintosh’unun faresinden başkası değildi.

Keskin hatları, sol köşesindeki logosu, tek tuşu; ne kadar da hoş görünüyordu gözüne!

Kendine mani olamadı. Yattığı yerde elini uzatıp sevmeye başladı “fare”sini.

Eşinin “Bak hâlâ ne yapıyor!” diyerek savurduğu joystick kafasına çarptığında kendini kaybetti.

1989’un Ağustos’uydu ve yattığı yerde, elinde Macintosh faresi ile öylece duruyordu.

Yukarıdaki hikaye abartılı olabilir 🙂 . Ama o günlerde de bilgisayarı, affedersiniz “kompüteri” bu kadar benimsemiş, buna yakın bir sevgiyle bağlanmış pek çok insan olduğunu biliyoruz.

Onlar için veya o günleri merak edenler için, birkaç Macintosh faresi fotoğrafı yayınlıyoruz, nostalji niyetine…

Beyaz: Macintosh Plus Mouse (1986)
Bej: Macintosh 128k / 512k Mouse (1984)

Beyaz: Macintosh Plus Mouse (1986)
Bej: Macintosh 128k / 512k Mouse (1984)
Krem-bej: Apple Mouse IIc (1984)

Dünden bugüne fare sevgisi - 3

Beyaz: Macintosh Plus Mouse (1986)
Bej: Macintosh 128k / 512k Mouse (1984)

Dünden bugüne fare sevgisi - 4

Beyaz: Macintosh Plus Mouse (1986)

Dünden bugüne fare sevgisi - 5

DE-9 serial connector
Beyaz: Macintosh Plus Mouse (1986)
Bej: Macintosh 128k / 512k Mouse (1983)

Image credits: raneko/flickr

Sevebilirsin...

2 Yanıt

  1. rot balans dedi ki:

    hıyar herif 🙂

  2. yusufyusufyusuf dedi ki:

    vay be ne günlerden geldik bu günlere…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir