Radyo Sandığınızdan Daha Etkili

Daha önce hiç, gerçek hayatta görmemiş olsanız bile, radyo veya sohbet yayınlarından bir konuşmacıyı tanıyor gibi hissettiğiniz oldu mu? Yalnız değilsiniz. Araştırmacılar, birçok dinleyicinin favori konuşmacılarıyla aralarında ”parasosyal ilişkinin” olduğunu onayladı. Bu, bir tarafın duygusal enerji beslediği, diğer tarafın ise, ki bu durumda bu kişi spiker oluyor, tamamıyla diğerinin varlığından habersiz olduğu tek yönlü bir ilişkidir. İnsanlar bu ilişkiyi çoğunlukla ünlüler ve spor takımları gibi organizasyonlarla kurar, ancak radyo ve sohbet yayıncılarıyla da güçlü ilişkileri vardır. Belki de fazlasıyla güçlü.

Mikrofon Kalemden Güçlü

2014 yılında, iHeartMedia and Entertainment (o zamanlar Clear Channel Media and Entertainment idi) radyonun gittikçe artan güçlü rolü ve radyo yayıncıları ve dinleyiciler arasındaki benzersiz bağla ilgili yapılan  ulusal bir çalışmanın sonuçlarını açıkladı. Çalışmaya göre, 10 dinleyiciden 6’sı radyo konuşmacılarını, sözlerine güvenilir bir “arkadaş” gibi, hatta canlı yayındaki birinin söylediklerini, bir arkadaş tavsiyesi gibi gördüklerini söylüyor. USC’nin Annenberg İletişim & Gazetecilik Okulunda yürütülen benzer bir araştırmada, katılımcıların %82’si “parasosyal kimlik” ile ilişkili hareketler göstermiştir.

Daha önce hiç bir radyo yayını dinleyip , “Eğer bu kişiyle aynı mahallede yaşasaydık veya tanışsaydım eminim arkadaş olurduk” diye düşündüğünüz oldu mu?  CEO aynı zamanda Gimlet medyanın kurucularından olan Alex Blumberg, 2016 Podcast Movement açılış konuşmasında “Birini dinlediğinizde, oluşan bağ çok özeldir.” der. “Sizler aslında kelimelerimi duyuyorsunuz, ancak beni görmüyorsunuz. İnsanın doğal olarak yapacağı şeyi, yani beyninizde size bu sözleri söyleyen bir versiyonumu oluşturuyorsunuz. Çünkü beni dinliyorsunuz ancak dinlerken aynı zamanda beni zihninizde hayal ediyorsunuz, bu yüzden gerçek anlamıyla sizin ufak bir parçanız haline geliyorum. Ve bu sizin, söylediğim şeyleri daha çok empati ile dinlemenizi sağlıyor. Bence bu sesin en güçlü özelliği.”

Ayrıca sözlü olarak yalan söylemek daha zordur. 1995 yılında psikoloji profesörü Richard Wiseman İngiltere’nin en geniş psikoloji deneylerinden birini yürüttü ve  sadece dinleyenlerin, konuşmacıların yalanlarının %73’ünü, buna karşılık gazete okurlarının yalanların %64,2’sini ve televizyon seyircilerinin ise bu yalanların %51,8’ini fark edebildiklerini buldu.

Blumberg yaptığı konuşmada, ”Bunun sebebini gerçekten bilmiyorlar, ancak bence bu kısmen diğer her şey kaybolup gittiği için. Tek sahip olduğunuz şey kulaklarınız, bu yüzden sadece dinliyorsunuz ve böylece duygusal gerçeği duyabiliyorsunuz.” dedi.

Mikrofonun Karanlık Yüzü

Bu tür derin ilişkiler kulağa zararsız gelebilir, ancak yanlış ellerde, sesin gücü tarif edilemez kötülükler için kullanılabilir. David Welch’in “The Third Reich: Politics and Propaganda” kitabında yazdığına göre, Nazi Almanyası Propaganda Başkanı Joseph Goebbels, radyoyu ”tüm dünyada bulunan en büyük etkili enstrüman” olarak tanımlamış ve Third Reich’in politik amacına ulaşması için gerekli bir araç olarak görmüştür.

Gerçekten de, raydo Nazi partisinin yükselme dönemi boyunca iki uçlu bir kılıçtı. Princeton Üniversitesi’nin yaptığı bir çalışmaya göre radyo, politik haberlerin Nazi karşıtı eğilimleri olduğu ilk zamanlarda Nazi oyları üzerinde devasa bir olumsuz etki etti. Ancak bu olumsuz etkiler sadece bir ay sonra, Naziler ağır radyo propagandaları başlatınca,  tamamıyla durdu. Radyo aynı zamanda Nazilere yeni parti üyeleri kazandırdı ve güçlerini tamamıyla kazandıklarında, onları Yahudi karşıtlığı fikrini açıkça savunmaya teşvik etti.

Radyonun etkisi 2000’li yılların başlarında da durmadı. Harvard Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, nefret merkezli RTLM radyo istasyonundaki yayınların, 1994 Ruanda soykırımı sırasında artan şiddetin sorumlusu olduğunu düşünüyor. Aslında, olası bir tahmine göre, soykırıma katılanların (yaklaşık 51,000 kişi) %10’u RTLM propagandalarından etkilenen kişilerdi.

Tünelin Sonundaki Mikrofon

Günümüzde, radyo programları hala güçlü bir etkiye sahip ve yayınların çoğalmasıyla da, ne dinlediğinizin ve duyduğunuz şeyin sizi nasıl etkilediğinin farkında olmanız çok önemli. Konuşmacıyı samimi biri olarak görseniz bile, kendinizi tarihin yanlış tarafına çekilmiş bulmamak için, ön yargıyla hareket etmekten sakının ve duyduğunuz şeylere şüpheci yaklaşın.

Blumberg: ”Nefret ve hoşgörüsüzlüğü yükseltebilme gücü olduğuRadyonun gibi, bunlarla savaşma gücü de var. Doğrusu ben bu tarz şeylerle savaşmak için radyodan daha iyi bir yayın aracı olduğunu düşünmüyorum. Korku ve acıyı nefrete dönüşmekten alıkoyan şeylerden biri de empatidir. Eğer korktuğumuz veya bizden korkan insanlarla empati kurmayı denersek, korkuyu ve acıyı nefretten çekip alabiliriz. Ve bence bu görev için kullanılabilecek, radyodan daha iyi hiçbir medya yok. Empati için radyodan daha iyi bir araç olduğunu sanmıyorum.”

Kaynak: Curiosity

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir