Neden Sonra Değil, “Leyla’dan Sonra”!

Neden Sonra Değil, “Leyla’dan Sonra”!
Bir kaç temiz kalpli genç, son yılların en övgüye değer iyilik hareketlerinden birini başlattılar. Bugün onlarca tıp fakültesinde, yüzlerce mütevazı gönüllüyle miniklerimizin yüreklerine dokunuyorlar. Reklamsız, abartısız, sessiz sedasız… Leyla’dan Sonra’nın kurucularından Övgü Sinem Buğan ile görüştük. Çünkü ülke olarak böyle fikirlere muhtacız…

1) Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Merhaba, ben Övgü Sinem Buğan. İstanbul Tıp Fakültesi (nam-ı diğer Çapa, ki hocalarımız bu tabiri pek sevmez) 5. sınıf öğrencisiyim. 23 yaşındayım, kelimeleri ve anı biriktirmeyi severim, ileride uzmanlık olarak psikiyatri seçmeyi düşünüyorum.

2) Leyla’dan Sonra’nın hikayesini anlatabilir misiniz? Kimler kurdu? Şu anda kaç tıp Fakültesi’nde aktifsiniz? İÜTFde kaç gönüllünüz var?

Sürekli hayalleri olan ve fikirleri gelen biriyimdir. (Hepsinin çok aklı başında hayaller olduğunu ne yazık ki söyleyemeyeceğim.) Yüsra benim ortaokul yıllarından arkadaşım. Bu fikrimi de ona açtım ilkin, Kübra katıldı sonra bize. Çok ufak bir çabayla birilerini mutlu etmek kulağa hoş geliyordu. Bu çocuklar neredeyse her gün mücadelelerine şahit olduğumuz çocuklardı bir de. Henüz ortada somutlaşmış bir proje yokken, bir bayram sabahı Leyla ile tanışmıştık serviste ilk olarak. Kötü huylu bir tümörü vardı ne yazık ki ve hastaneden eve çok az gidebiliyordu. Öğrendiğimize göre evinin penceresinden dışarıyı seyrederken parmağıyla arkadan sürmeli bisikletleri gösteriyordu annesine. Leyla’nın bizden dileği bu bisikletlerdendi.

Önce projeye güzel bir isim bulalım, sistemi oturtalım dedik. Bir yandan da tıp hayatının koşturmacası süregiderken, bir kandil akşamı Leyla’nın bilgilerini not aldığım kağıt karşıma çıkıverdi. Tanışmamızın üstünden epey geçmişti, korkarak aradım annesini. Kandil tebriği, hal hatır kısmı derken çekinerek Leyla’yı sordum ve “Ablası ben de şimdi onun ruhuna gitsin diye irmik helvası kavuruyordum” cevabını aldım. Teskin edici birkaç cümle kurmaya çalıştım, telefonu kapattım ve diğer iki arkadaşımı hemen haberdar ettim. Kaybedecek daha fazla vakit yoktu, kanser bizden hızlı ilerliyordu ve artık yapacağımız projenin ismi belliydi: Leyla’dan Sonra.

Üç kişi olarak çıktık bu yola ve projenin bu denli sahiplenileceğini, bu kadar güzel tepkiler alacağını hiç düşünmemiştik. Şu anda İstanbul Tıp Fakültesi’nde yaklaşık 100 kişilik bir ekibiz. Bir de Enes Çakır var ki, kendisi Leyla’dan Sonra’nın tüm görselleri, tasarımları, internet sitesi vb ile ilgilenen dünyalar iyisi bir insan. Türkiye çapında 13 fakülte aktif olarak bu iyilik hareketini yürütmekte. Başlamak için prosedürleri aşmayı bekleyen 25 kadar fakülte daha var.

Basitçe ne yapıyoruz? Kronik (süreğen) hastalıklardan muzdarip çocuklarla vakit geçiriyor, onların dünyalarına girmeye çalışıyor, birer dileklerinin gerçekleşmesi için aracı olup onlara manevi destek sağlamayı amaçlıyoruz. Bu kapsamda dolu dolu bir yıl geçirdik, seneye çok daha büyük bir aile olarak daha güzel işler yapacağız inşallah.

3) Yardım Gönüllülerinizin demografik yapısı nasıl?

Çoğu zaman maddi değeri yüksek dilekleri olmuyor çocuklarımızın. Sadece çubuk kraker ya da patates kızartması isteyen bile oldu mesela. O yüzden destekçilerimiz de oldukça çeşitli. “Bana tüm ihtiyaçları listeleyip gönderin, hepsini alıp kargolayayım size” diyen de çıkıyor, “Öğrenciyim, harçlıklarımı biriktirmeye çalıştım, hangi çocuğumuzun dileğini gerçekleştirebilirim?” diye soran da. Maillerden sorumlu arkadaşlarımızın gözlemi ise özellikle çocuk sahibi bayanların çoğunlukta olduğu yönünde. “Benim de 3 yaşında bir kızım var.” vb şekillerde başlayan çok sayıda mail geliyor hakikaten.

4) Miniklerin istekleri genellikle kaç gün içerisinde karşılanıyor?

Bir ünlüyle tanışmak, maça gitmek gibi biraz daha vakit alan dilekler dışında genelde yazı yayınlanır yayınlanmaz gönüllülerimizden anında mailler gelmeye başlıyor. Hatta sosyal medya üzerinden “Şu hediyeyi siz almıştınız, bırakın bunu da ben alayım” şeklinde tatlı atışmalar yaşadıkları da oluyor gönüllülerimizin.

5) Miniklerin aileleri çalışmalarınızı nasıl karşılıyorlar?

Aileler bizi tabir-i caizse bağırlarına basmış durumda. İlk günlerde “Kızım gidip gidip gelme, sana da bir yatak verelim serviste” diye takılanlar oluyordu bana. Israrlara dayanamayıp, meşhur içli köftesini tatmaya evine gittiğimiz bir anne vardı mesela. (Bugünlerde de en sevdiğim yemeğin mantı olduğunu öğrenen Kayserili bir anne tarafından sıkıştırılmaktayım 🙂 ) “Benim de elimden gelen bu” deyip çeyizlik bir şeyler yapıp getiren, istisnasız her Cuma mesaj atan, aklımın ucundan geçmeyen kapsamlılıkta dua eden anneler de var tabii.

6) Üniversiteniz özelinde, fakülteniz Öğretim Üyelerinden ve çalışanlarından nasıl tepkiler alıyorsunuz?

İsim vererek çok değerli hocalarımı yanlışlıkla atlamak istemem aslında. Ama bu soru karşısında zihnimde ilk canlanan isimlerden biri tabii ki pediatrik hemato-onkolog Prof. Dr. Bülent Zülfikar oldu. Birkaç günde bir maddeler halinde “danışma” başlıklı mailler atıyorum kendisine. “Müstakbel meslektaşım Sinem Hanım” ifadesiyle başlayıp, sıraladığım tüm sorularımı tek tek cevapladığı geri dönüşler alıyorum. Kendisi tam bir İstanbul beyefendisi, çok başarılı bir hekim. Çocukların adlarını asla unutmaz ve onlarla karşılaşınca ellerini öper. Leyla’dan Sonra sayesinde kendisinden hem hekimlik, hem insaniyet adına öğrendiklerimi saymakla bitiremem. Bir diğer isim Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı’ndan hocamız Prof. Dr. Arın Namal. İçten desteği gözlerinden okunan sevgi dolu hocamızı ancak 5. Sınıfta iken yakından tanıyabildiğim için kendi adıma üzgün, alt dönemlerden ekip arkadaşlarım için sevinçliyim. Onun dışında çocuk psikiyatristi Prof. Dr. Behiye Alyanak hocamız, çocuklarla ilgili içinden çıkamadığımız, nasıl davranmamızın en uygun olacağını bilemediğimiz konularda bize rehberlik etmeye devam ediyor. Şimdi ismini ve branşını zikretsem muhtemelen “Ne alakası var?” diyeceğiniz bir sürü güzel insan daha arkamızda. Hepsine büyük büyük teşekkürleri borç bilirim. Hocalarımız dışında onkolojinin personeli, güvenliği, hemşireler herkes çok destek oluyor sağ olsunlar.

7) Çalışmalarınızdan ne gibi tecrübeler elde ettiniz? Size neler kattı?

Ziyaret için giden arkadaşlarıma beni tarifleyip “Hastaneye döndüm” diye haber uçuran çocuklar oluyor mesela. Moralim bozuk olsa dahi, o çocuk beni görmek istediği için oraya gitmem gerekiyor diye gidiyordum başlarda. Ama sonraları gördüm ki, onlarla olmak bana öyle iyi geliyor ki. Telefonum çantamda, tüm dünyayı arkamda bırakmışım. Yanımda getirdiğim bir çıkartma kitabıyla dünyalar o çocuğun oluveriyor. Tek elinde damar yolu, diğeriyle çıkartmaları yapıştırmaya çalışıyor. Annesi çocuk benimle oyuna dalmışken bir şeyler yedirebiliyor. “Abla yine gel”, “Söz, gelicem”, “Ama bak gerçekten gel” şeklinde diyaloglar yaşayarak ayrılıyorum sonra ben oradan. Ve bir de bakıyorum ki hiçbir şey kalmamış, farkında olmadan “Seninki de dert mi?” hissiyatına bürünmüşüm.

Birlikte kahkahalara boğulduğumuz o çocuk, bir bakıyoruz ertesi gün yok. Yaşadığımın eninde sonunda ölümün var olduğu bir hayat olduğu bilincini bu projeyle daha bir oturttum ben. Ve bu, hayatı çok kolaylaştırıyor inanın.
Çok acayip oyunlar, oyuncaklar da öğreniyorum onlardan. Ben de kuşak farkından bahsedecek yaşlara mı geldim ne 🙂 .

Tıp fakültesi öğrencileri olarak çok fazla teorik bilgiye maruz kalıyoruz ama hastalarla birebir ilgilenme fırsatımız çok olmuyor. Ben Leyla’dan Sonra ile çocuk hastaya yaklaşım, ailenin endişeli sorularına tıbbi jargona kaçmadan cevap vermeyi başarabilme gibi yetiler de kazandığıma inanıyorum. Ayrıca birkaç farklı yerde Leyla’dan Sonra’yı tanıtmamızın topluluk önünde konuşma becerime de oldukça pozitif etkidiğini düşünüyorum.

8) Çalışmalarınızı yürütürken ekip içi koordinasyonu nasıl sağlıyorsunuz?

Ekip içi koordinasyonumuzu Whatsapp gruplarımız (sayıları kaç oldu acaba?), kapalı Facebook gruplarımız ve ara ara yapmaya çalıştığımız toplantılarla sağlıyoruz. Whatsapp kesinlikle iyi bir mecra değil bunun için, konular çok kaynıyor, sonra yüz yüze toplantılarımız hiç bitmiyor.

9) Leyla’dan Sonra’ya dahil olmak isteyen ama henüz fakültesinde başlamamış olanlar neler yapabilirler?

iletisim @[et] leyladansonra.com adresine mail atıp iletişim bilgilerini bırakırlarsa, biz onları arayıp başlamadan yapmaları gerekenler konusunda bilgilendiriyoruz. Bir tüzüğümüz ve kullanma kılavuzumuz var, bunlar da dikkatle incelendiğinde sorulara büyük oranda cevap alınmış oluyor. “Leyla’dan Sonra Türkiye” isimli bir Whatsapp grubumuzda her fakülteden temsilci arkadaşlar var, karşılaştıkları bürokratik engelleri burada danışabiliyorlar ve tecrübelerin aktarımıyla çözüme ulaşılabiliyor.

10) Mezuniyet sonrasında ne olacak? Sosyal çalışmalarınıza devam edecek misiniz? Leyla’dan Sonra kurumsallaşacak mı?

Zaman neler gösterir bilemiyorum ama sosyal sorumluluk çalışmalarının içinde yer almak istediğimden eminim. İşin içine bir de dergicilik sokma hayalim var. Geleceğe en çok yazılı eserlerin kaldığı fikrindeyim ve “Bir kişinin bile hayatına dokunabilsem…” düşüncemle çok uyuşuyor bu fikir.

Bülent hocam sayesinde, Türkiye Hemofili Derneği aracılığıyla “Kurumsallaşılmalı mı, bize neler katar, bu işler nasıl yürütülür?” gibi sorulara yakinen cevap almış oluyorum. Ama Leyla’dan Sonra öğrencilerin götürdüğü şeffaf, samimi bir hareket olarak kalmalı diye de düşünmüyor değilim. Böylesi çok başka. Her aşamada biz varız.

Matbaacılar Sitesi’ne gidip projeyi anlatıp broşürleri en ucuza halletmeye çalışmacalar, fotokopi kırtasiye malzemesi gibi çok basit ihtiyaçlarımız için maddi kaynak kalmayınca “Hadi 5er lira çıkarıyoruz!” deyip “Tamam bu bizi bayağı götürür” diye sevinmeceler.. Öğrencilik hayatımdan bir Leyla’dan Sonra geçtiği için çok şanslı olduğumu düşünüyorum.

11) Okuyucularımıza aktarmak istediğiniz başka neler var?

Dünya o kadar da kötü bir yer değil. Evet, her an kötü bir şeyler oluyor belki ama iyi şeyler de yok değil ve siz de bunun bir parçası olabilirsiniz. İnternet sitemizdeki kan bağış formunu doldurabilirsiniz mesela. Çocuklarımızın düzenli olarak kana ihtiyacı oluyor çünkü ve genelde son çare olarak İstanbul’a geldiklerinden pek fazla tanıdıkları yok burada. Formu doldurun, ihtiyaç halinde kan grubunuza göre size SMS atalım ve bir hayata dokunmuş olun. “Hayatta olmaz” demeyin hiçbir şey için, bakın bir fikir nerelere gelebiliyor. Ayrıştırıcı olmak kimseye bir fayda sağlamazken, birlikten nasıl da kuvvet doğuyor. Söylenmek değil bizim yapacağımız iş, yanlış gördüklerimizi düzeltmek için taşın altına elimizi koymak. Çünkü hayalini kurduğumuz geleceği inşa edecek olanlar bizleriz.

Sevebilirsin...

4 Yanıt

  1. Mihriban dedi ki:

    Ben bu projeyi etrafımdaki herkese anlatıyorum. Kulüp faaliyetlerine katılan arkadaşlardan sözler alıyorum, üniversitenizde onlara destek olun diye..

    Övgü Sinem’i lise yıllarından tanıyorum: siteden ve çalışmalarından haberdar olunca hiç ama hiç şaşırmadım 🙂 bu proje tam da onun yapabileceği, sonuna kadar ısrar edebileceği, acı tatlı da olsa anılarına anı katabileceği, bir ömür boyu dayanağı olacak ona güç verecek en sevimli en sıcak kelimeleri duyup biriktirebileceği bir proje…

  2. Zeliha-BURSA dedi ki:

    Ülke olarak böyle fikirlere muhtacız…Çok haklısınız.Bu kişilere ve fikirlere gereken değeri vermeliyiz toplum olarak.Tüm ekip elemanlarını gönülden kutluyorum.Yolunuz açık.başarınız daim olsun.

  3. Eda Bahadır dedi ki:

    Böylesine güzel fikir ve projeleri hayata geçirmeyi başaran insanların hikayelerini okuduğumda “İyi kalpli insanlar hep aramızda aslında.” dedirtiyor bana … Ve gözler ağlamaklı, herşeyin iyi olacağına dair ümit doluyorum.

    Gerçekten söylenecek çok fazla güzel şey var, tebrik ediyorum, kısa dediğimiz şu hayatta az-çok demeden iyi insan olmaya çalışanları.. Dualarım sizlerle, takipteyim, destekçinizim.

  4. Abdulkadir dedi ki:

    Gerçekten takdire şayan bir proje Allah hepsinden rası olsun . Sizin sayenizde bu projeyi tanıdım teşekkürler İbrahim bey.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir