Soğukta yaşamak

Soğukta yaşamak
Fotoğrafçı Scarlett Hooft Graafland, dört ayını Kanada’nın en uzak noktasında Eskimolarla birlikte geçirdi ve bu dönemde bir çok fotoğraf çekti. Graafland, bu röportajda, kutuplarda edindiği izlenimleri anlatıyor.

Igloolik’deki Eskimo topluluğu ile 4 ay beraber yaşadınız. Soğukta yaşamakla ilgili neler öğrendiniz?

Öğrendiğim en önemli şey, dünyanın bu kısmında, günlük aktiviteleri belirleyen en önemli şeyin hava durumu olduğu. Mesela yoğun kar fırtınaları başladığında, yolları kullanmak imkansız hale gelir ve hava araçları iniş yapamazlar: Bulunduğunuz yerden ayrılamazsınız!

Bunun dışında, daha önemsiz gibi görünebilecek şeyler de hava durumundan etkilenirler. Mesela ATMlere para getirilemez. Bazen bir hafta boyunca nakit elde edemezsiniz. Randevuları planlamak da zordur, çünkü hava durumunun nasıl olacağını bilemez, kesin planlamalar yapamazsınız. Eğer hava avlanmaya elverişli hale gelirse, ava çıkarlar. Orada, “planlama”nın ancak bu kadarı mümkündür.

Buzlar boyunca ilerleyen ve fok avlayan yarı göçebe bir aile ile bir kaç hafta geçirdim. Avlanılamazsa, yiyecek de bulunamaz. Ancak bu durum, aslında insanoğlunun tabiattan ne kadar çok etkilendiğini de gösteriyor. Batı dünyasında; “yiyecek bulmak”, “süpermarkete gitmek” ile eş anlamlı olarak görülüyor. Yiyeceklerimizin aslında nereden geldiğini, elimize ulaşana kadar hangi aşamalardan geçtiğini unutuyoruz.

Peki, bize biraz da iglolardan(buzdan kulubeler) bahseder misiniz? Fotoğraflarınızdan biri için bir iglo inşa ettiğinizi biliyoruz.

Evet, bazı iglo yapım tekniklerini öğrendim. Böyle bir yapının nasıl ayakta durabildiğini ve içinde oturmanın ne kadar huzur verici olduğunu öğrenebilmek muhteşem bir duygu. Gerçekten soğuğa karşı harika bir kalkan ve ses izolasyonu da dikkat çekici. Bu özelliklere sahip yapıların, ince buz bloklarıyla inşa edilebiliyor olması beni çok şaşırtmıştı.

Lemonade Igloo isimli çalışmam için, turuncu limonatadan mamul buz kalıpları hazırladım, tahta kutulara yerleştirdim ve eskimoların bu bloklardan iglo inşa etmelerini istedim. İgloyu inşa etmek bir günümüzü aldı. Güçlü olması için, bütün parçaların kar ve su ile birleştirilmesi gerekiyordu. Gerçekten büyük bir işti.

Daha önceki fotoğraflarınızdan bazıları Bolivya tuz çöllerinde çekilmişti. Neden böyle uçuk mekanları seçiyorsunuz?

Ben daha çok yerel insanların bunun gibi zor koşullarda nasıl yaşadıklarıyla ilgileniyorum.Tuz çölünün sınırında yaşamaya çalışmak neredeyse imkansız gözüküyor. Çok soğuk ortamlarda yaşayan Eskimo halkı bir tarafta, Bolivya’nın yükseklerindeki Altiplano’da yaşayan Bolivyalılar diğer tarafta.

Doğayı böyle kuvvetli bir güç olarak tecrübe etmek hoşuma gidiyor. Biz insanlar dünyayı yönettiğimizi düşünüyor olabiliriz, ancak günün sonunda bizler yalnızca küçük birer parçayız.

Bazı fotoğraflarımda bu düşünceyi işlemeyi seviyorum. Manzaraya bir takım unsurlar koyup, insan yapımı cisimlerle doğallık arasında ilginç bağlantılar kuruyorum. Her alanının işlendiği Hollanda’da büyümüş olmam bunun bir sebebi olabilir. Öyle ki Hollanda’nın üzerinde uçtuğunuzda her yerin tamamen çizgilerle ayrıldığını görürsünüz.

Dokunulmamış yer yoktur ve bu sizin daha doğal manzaralar görmeyi özlemenize sebep olur.

Soğukta yaşamak - 2

Kutup bölgelerinde çalışan sanatçıların, bölgeyi koruma ile ilgili mesajlar vermek gibi bir sorumluluğu olduğunu düşünüyor musunuz, yoksa bu zaten yeterince yapıldı mı?

Kutuplardaki dramatik değişikliklerle ilgili konuların artık yaygın olarak fark edildiği kanaatindeyim. Bölge ve bölgenin yüzleştiği büyük problemlerle ilgili pek çok fotoğraf belgeselleri de görüyoruz.  Bu bölgenin durumundan ve bu konuda atılması gereken önemli adımlardan kopamazsınız. Ancak yine de “bağımsız” sanat çalışmaları olarak görülebilecek çalışmalar üretmeye çalışmalıyız.

Bu konuya başka bir bakış açısı kazandırmak için söyleyeyim: Lemonade Igloo biraz garip bir fotoğraftı: Beyaz bir manzaranın orta yerinde parlak turuncu buzdan bir obje ve bu objeye yaslanmış geleneksel kıyafetleri içinde bir Eskimo erkeği. Son yıllarda, Eskimo köylerinden çoğunda büyük kuşak çatışmaları yaşanıyor. Yaşlı insanlar, hala geleneklerine göre yaşamayı sürdürüyorlar ve zorlu tabiat koşullarına dayanabiliyorlar. Ancak gençler, bilgisayar ekranlarının ve televizyonların karşısına oturuyor, patlamış mısır yiyip, meyve suyu içiyorlar. Bu iki elementi bir heykelde birleştirmek istedim. İgloyu, liseye yakın bir noktaya inşa ettik ve burası, kış boyunca gençlerin takıldıkları bir yer haline geldi.

Sizi güldüren bir durum oldu mu?

Birgün Igloolik’te dolaşırken, kurusun diye asılmış irice bir kutup ayısı postu gördüm. İlk defa bir kutup ayısı postu görüyordum. Üstelik postun boyutları dehşet vericiydi. Aynı zamanda kalın kürkü, pençeleri ve kulakları hâlâ üzerindeydi. Onu o hâlde, bir balkonda çok doğal bir şey gibi asılı görmek oldukça ilginçti. Eve vardım. Eskimo kültüründe kapı çalmak sadece polislerin yaptığı bir kabalıktır ve hiç kimse kapısını kilitlemez. Bu yüzden ben de eve öylece giriverdim ve bir divan üzerinde yatan üstelik epeyce horlayan yaşlı bir kadına rastladım. Sessizce evden çıktım. Sonradan öğrendim ki; o ayıyı bu kadın avlamış (Avlanabilecek ayı sayısını kısıtlayan kotalar var ve Igloolik’te kutup ayısı sayısı oldukça fazla). Ama önce o iri ayı postunu ve ardından da o çelimsiz yaşlı kadını görmek oldukça komiğime gitti.

Şu an başka projeler üzerinde çalışıyor musunuz?

Aslında, Kuzey Norveç’te büyük bir Ren geyiği sürüsü güden Kuzey Avrupalı bir aile ile kalacağım bir seyahat için hazırlanıyorum. Aile ile birkaç ay önce tanıştım ve oraya Mart’ta şartlar ve elbette ışık çalışmaya elverişli olduğunda gideceğim.

Bu yazı, Don’t Panic’te yayınlanan Scarlett Hooft Graafland yazısından tercüme edilmiştir.

Sevebilirsin...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir