3 votes, average: 4,67 out of 53 votes, average: 4,67 out of 53 votes, average: 4,67 out of 53 votes, average: 4,67 out of 53 votes, average: 4,67 out of 5 (3 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 09 Kasım 2009 // opereysin

Patates cipsi nasıl üretiliyor?

Patates cipsini kilo almamak isteyenler dışında sevmeyen yoktur sanırım. Dolayısıyla, dünya üzerindeki en yaygın çerezdir diyebiliriz. Ancak pek çok ürün gibi bunun hakkında da bildiğimiz tek şey leziz oluşudur. Nasıl üretildiğini çok fazla düşünmeyiz. İşte bu yazımızda patates cipslerinin üretim safhalarını sizlerle paylaşacağız.

Giriş

Patates cipsi nasıl üretiliyor?

Bu cipsleri üretmek için taze patatesler kullanmak zorundalar. 24 saatten daha taze… Aksi takdirde patateslerde siyah bölgeler oluşmaya başlar.

Maddeler

Üzerlerindeki kumlardan arındırıldıktan sonra, patatesler soyma makinesine kadar su dolu bir kanalda ilerler.

Patates cipsi nasıl üretiliyor?

Maddeler

Soyma makinesinin silindiri, patatesleri pürüzlü tekerlerine sıkıştırarak kabukları soyluncaya dek defalarca döner. Bu makine saatte 12.000 ton patates soyabilir. Yazının tamamını oku »

1 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 5 (1 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 05 Kasım 2009 // opereysin

Kampanya... yersen...

Dolandırıcılığın bin çeşidi var. Suç olmayanı da var. Askerden yeni gelmiş bir genç.. Nereden bulmuşlarsa telefonunu bulmuşlar, iki günde bir arıyorlar.

-Size filan otelin kartını verelim.

Kart şöyle bir şeymiş:

450 lira ödeyip alacaksınız..Bir yıl geçerliliği olacak. O meşhur otelde doğum gününüzde bedava kalabileceksiniz. Sair günlerde yanınızda götürdüğünüz misafir için yüzde 50 az ödeyeceksiniz.

Her zaman önceliğiniz olacak.

İndiriminiz olacak.

Çok özeti hepsi yalan da.. Doğru kabul etsek bile o genç bütün hayatı boyunca o otele kaç defa gitmiş..

-Hiç gitmedim, diyor.

Peki 450 lirayı ödeyip hadi doğum günümde oraya gideyim dese ve Yazının tamamını oku »

2 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 5 (2 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 04 Kasım 2009 // opereysin

Yeni nesil bir alem

Sabahın ilk ışıklarıyla evden çıktığımda günümüz gençliği hakkındaki fikirlerim yeniden tazelenmeye başlamıştı bile. Asansördeki acil durum tuşunu, çakmağı ustaca(!) kullanan biri tarafından karartılmış buldum.

Apartmanın dışına çıktığımda bir taksinin geldiğini gördüm. Boş değildir ama, diyerek el ettim. Kısmetime taksi hemen yanaştı. Bavulumu arka, kendimi ön koltuğa attım.

-Metro istasyonu…

15 dakika sonra mevzimize vardık ama, yol boyunca şoför kendini denizlere attı ve yalan dünyayı bize bıraktı.

Jetonumu kaptım ve kendimi yürüyen merdivenin akışına bıraktım. Ben inerken de tramvay istasyona yaklaşıyordu.

Tramvayda gördüğüm iki üç lise öğrencisi birbirlerine WOW’daki durumlarını, oyunda ne denli tecrübeli ve bilgili olduklarını, hararetli hararetli anlatıyorlardı. Ellerinde de zoraki tutuşturulduğu belli olan birer defter ile bir iki soru bankası duruyordu. O kitapların her gün gidip geldiğini tahmin edebiliyordum. Yazının tamamını oku »

1 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 5 (1 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 02 Kasım 2009 // victory

Mad, sad, bad!

“ABD’de psikiyatri bakımına muhtaç olan mahkum oranı %30′lara varırken, kendilerini akıl hastalığı arkasına saklayan ve asıl yeri hapishane olan sosyopatik ‘hastalar’ sokaklarda kol gezmektedir. – Fuat Ulus, M.D.

Amerikalılara sorarsanız, saldırganları 3′e ayırırlar: Mad, sad, bad. Sözlük anlamlarına bakarsanız, İngilizce’de bu üç kelime, “Çılgın, Üzgün, Kötü“  anlamlarını karşılarlar.

“Mad” (Çılgın), sahip oldukları akıl ve ruh hastalıkları sebebiyle, farkında olmadan şiddete girişenleri simgeler. Mesela hasta, çevresindeki birisinin kendisini öldürmek için harekete geçtiğini düşünür ve buna karşılık vermek için şiddete baş vurur.

“Sad” (Üzgün), normal şartlarda şiddete baş vurmayan birisinin, hayatta yaşadığı pek çok üzücü olay sebebiyle kontrolünü kaybederek şiddet uygulamasını simgeler. Kapı kapı dolaşmasına rağmen günlerce işlerini bir türlü halledemeyen bir adamın, akşam otobüs kuyruğunda sırasını alan birisini dövmesi gibi.

“Bad” (Kötü) ise, Yazının tamamını oku »

3 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 5 (3 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 01 Kasım 2009 // checka

Bilgi Empoze

Son günlerde gündemin bir maddesi de domuz gribi. Medya bu konuda da “üstüne düşeni” layıkıyla yerine getiriyor. Hastalığa yakalananlar, kriz masaları, muhtelif tedbirler, ışıkları hiç sönmeyen Sağlık Bakanlığı her yerde gözümüzün içine sokuluyor.

Olmaması gereken bir panik havası estikçe esiyor. Okullar tatil ediliyor. Edilmese de propaganda o kadar şiddetli ki çocuklar okula gönderilmiyor.

Söylediğim zaman insanların güldüğü hatta bana tedirgin bir şekilde baktığı bir düşüncem var:

Vaktiyle deli dana diye bir hastalık çıkmıştı. O zamanlar medya bu kadar etkili ve abartılı değildi ama yine de bu günlerdeki hava o günlerde de vardı. O hastalık geldi geçti, Yazının tamamını oku »

3 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 5 (3 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 30 Ekim 2009 // fkilic

Sigaranın EsaretiEvlenmeden önce ailemde tiryaki yoktu. Babam, ilk gençlik yıllarımda biz özenmeyelim diye bir sigara yakar, birer fırt da bize içirirdi. Yani bir tane sigarayı, 4 kişi içerdik. Bu da ayda yılda bir.

Belki de “Biz tercih etmiyoruz” dememize bu etkinlikler sebep oldu. Hattâ öyle bir hâle geldik ki, zamanla sigara içen bir arkadaşımdaki sigara kokusu bile rahatsız eder hâle geldi beni.

Nişanlıyken, nişanlım beraberken nadiren sigara içerdi. Bu konuda o kadar ustaca davrandı ki, tiryaki olduğunu anlayamadım. Evlendikten sonra çöp kutularındaki esrarengiz paketleri merak edip açtığımda, bir de ne göreyim: Bir avuç izmarit. Meğer benden gizliyormuş.

Günler ayları, aylar Yazının tamamını oku »

3 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 53 votes, average: 5,00 out of 5 (3 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 27 Ekim 2009 // opereysin

Freelance dünyasında değişik müşteri tipleriyle karşılaşırız. Hangi tiple karşılaştığımızı anlayabilmek, onlarla ilişkilerimizi doğru kurabilmemize yardımcı olabileceği gibi, akıl sağlığımızı koruyabilmemize de yardımcı olur.

Aşağıda, en sık karşılaşılan müşteri tipleri ve her tipin karakteristik özellikleri yer alıyor. Aman dikkat! Sonra, “Demedi” demeyin.

1. Pasif-Agresif

Müşteri tipleri ve onlarla başa çıkma yöntemleri

Bu tip müşteriler, başlangıç için fikirlerini sorduğunuzda oldukça pasif davranırlar. Ancak, projeyi bitirip önüne koyduğunuzda agresif bir şekilde saldırırlar. Büyüklü küçüklü pek çok değişiklik isterler. Kafalarında ne istediklerine dair bir fikir hep vardır, ama bunu genellikle kendilerine saklarlar. Gelişme aşamasında kesin fikir ve ögelerden memnuniyet duysalar da, sanmayın ki o kısımları yeniden gözden geçirmeyecekler.

Karakteristik Özellikleri

  • Proje boyunca iletişim çoğunlukla tek taraflı ve yardımcı olmayan bir şekildedir.
  • Şunlara benzer ifadelerde bulunabilirler:
    • “Ne gibi bir şey aradığımızdan pek emin değilim.”
    • “İlgi çekici bir şeyler yap yeter.”
    • “İstediğimiz noktadan tamamen sapmışsın.”

Nasıl Başa Çıkılır?

Sabır anahtardır. Son dakika değişiklik ve eklerine hazır olmak, müşterinizin agresif tutumu karşısında patlamanızı önleyecektir. Orijinal layerlı dosyanızı saklayın. Böylece gerektiğinde kolayca bulup istenen değişiklikleri yapabilirsiniz. Ayrıca kontratınızda istek ve değişiklik limitini de muhakkak belirtin.

2. Aile Dostu

Müşteri tipleri ve onlarla başa çıkma yöntemleri

Bu tip müşteriler, yıllardır tanıdığınız ya da akrabanız olan ve size bir işi için ‘uğrayan’ kişilerdir. Kendileri bir projenin kabusu olabilir. Çünkü kendilerine özel fiyat umarlar ve engel olamayacağınız kadar size karışırlar. Bazen de farkında olmadan çalışmanızı küçümser ya da bağınız hasebiyle mevzuyu ciddiye almaz.

Yazının tamamını oku »

2 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 52 votes, average: 5,00 out of 5 (2 oy) Bir saniye ... Bir saniye ... 26 Ekim 2009 // victory

PuşkinPuşkin, elbette buzlu Moskova sokaklarını da, sıcak Petersburg salonlarını da güzel anlatır. Ama onun güzel anlattığı bir başka şey; İslâm’ın ahkâmı ve Müslümanların ahlakıdır.

Aleksandır Sergeyeviç, bizim bildiğimiz adıyla Puşkin, 1799′da Moskova’da doğar. Babası, soyu Kartaca Kralo Anibal’a uzanan bir asil, annesi Çar’ın sadık uşağının torunudur. Hasılı Sergeyeviçler kenarından köşesinden de olsa saraylı sayılırlar. Ailecek okur, yazar, deri cildli eserlere avuç dolusu ruble yatırırlar.

Puşkin, kütüphanesi olan ve Fransızca konuşulan bir evde (Zaharova Çiftliği) yetişir ve ufacıkken yazmaya başlar. En iyi akademilerde okur ve Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmaya başlar. Ancak Puşkin, soylular ve aristokratlarla dolanmasına rağmen “cici çocuk” olamaz, durup durup kovana çomak sokar. Gizli servis, isyankar şiirleri sebebiyle onu takibe alır ve işine son verip sürgüne yollar. İşte tam burada dedesinin hatırı devreye girer ve Çar, Puşkin’i Petersburg’a getirip bizzat sahip çıkar. Yazının tamamını oku »

İlk...567...Son