24 Mart 2008 // {opereysin}
3 oy, ortalama: 5 / 53 oy, ortalama: 5 / 53 oy, ortalama: 5 / 53 oy, ortalama: 5 / 53 oy, ortalama: 5 / 5 (3 oy) Yollaniyor ... Yollaniyor ...
 
Ekle
Digg
Technorati
StumbleUpon
Reddit

Kısmetindir gezdiren yer yer seni

Şehir içinde trafiğe takılıp kalmak, herkes için olduğu gibi benim için de son derece moral bozucu bir durum. Hele ki bir yerlere yetişmem gerekiyorsa ve trafik sıkışıklığı planımı bozan bir gecikmeye sebep oluyorsa , iyice daralırım. En çok da neye bozulurum biliyor musunuz? Bulunduğum şeridin olduğu yere çakılıp, diğer şeritlerin vızır vızır akmasına. Geleceği iyi görememiş, vizyon yoksunu bir adam psikolojisine bürünürüm. Oynadığı at sonuncu olmuş bir ganyan bağımlısıyla aynı durumda olduğumu düşünürüm.

Halbuki bir kaç dakika sonra hangi şeridin daha çok ilerleyeceği ile ilgili isabetli tahminler yapmak için, yolun görebildiğim kadar ileri noktalarına bakarak mümkün olduğu kadar çok veri toplamışımdır. Ama o bir kaç dakika içinde, ileri noktalarla bulunduğum nokta arasında, önceden hesaplanması mümkün olmayan bir sürü sürpriz gelişme olur.

Meselâ, acemi bir şoför arabayı stop ettirir ve yan şeritten bir sürü araba benim şeridime doluşur. Veyâ çıkışı son anda farkeden bir şoför birden en sol şeritten, yolu yara yara en sağ şeride kadar geçer ve nasıl olsa yoldan ayrılacağı için, bu esnada birilerinin benim yolumu kapmasına sebep olmak umurunda olmaz. Hiçbiri olmazsa, bir kaç araba önümdeki şoförlerden birisi kadın çıkar, önündeki arabayla arasında “Gel paşam sana da yer var” boşluğu bırakır. Tabii ki trafik boşluk kabul etmez, birileri o boşluğu doldurur, bizimki de inatla yavaşlayarak o boşluğu muhafaza etmeye çalışır.

Netice olarak, çoğu zaman yaptığım hesaplar çarşıya uymaz, seçtiğim şerit umduğum kadar avantajlı çıkmaz. Ama ben yılmam, yeniden hesaplar yapar, yeniden bir şerit seçer ve pozisyon alırım. Arada bir hesaplarım tutar ve duran arabaların yanından hızla ilerleme avantajı yakalarsam, isabetli tahminimle gurur duyar ve kendime güvenimi tazelerim.

Yoldan ayrılacağım zaman etrafımdaki arabalara bakarım, bazılarının yola ilk çıktığım zaman da yakınımda olduğunu hatırlarım. Diğerleri ise ya yola benden daha erken çıkmış olup, arkadan yetiştiklerimdir, ya da benden daha geç çıkmış olup, bana yetişmiş olanlardır. Bu da, aynı hızda geldiklerim, yol boyunca ortalama olarak benimle aynı miktarda doğru seçim yapmışlar, benden yavaş gelenler benden daha fazla yanlış şeridi seçmişler, hızlı gelenler ise doğru şeridi benden daha iyi tahmin etmişler demektir.

Her seferinde düşüncemin bu noktasında, hayatın bütününde de benzer kuralların geçerli olduğunu farkederim. Yolda şerit seçmekten çok daha az veriyle seçim yaparız hayatımızın bir çok noktasında. Üniversite imtihanına (ÖSS) girip, puanını eline alan her gencin, bütçesine (puanına) göre bazı meslekleri seçmesi gerekir. Hangimiz o anda, seçtiğimiz mesleğin mensuplarının bir gününün yaklaşık nasıl geçtiği hakkında gerçeğe uygun bir fikre sahibizdir? Bundan daha önemlisi, kim yapacağı seçimden mezun olana kadarki zaman içinde pişman olmasına yol açacak bir takım sürpriz gelişmelerin olmayacağını bilebilir?

Küresel konjonktürün ışık hızında değiştiği bu çağda, seçtiğimiz bir meslek çok kısa sürede bütünüyle önemini yitirebilir veyâ burun kıvırıp seçmediğimiz bir meslek hayalimizin ötesinde bir noktaya gelebilir. Her sene mevsimi geldiğinde medyanın ilgili birimleri, meslek seçiminde rehberlik etme maksatlı yayınlar yapar. Senelerdir takip ediyorum, “geleceğin mesleği” diye duyurdukları meslekler, her sene radikal bir şekilde değişiyor ve on sene önce bu sıfatı yakıştırdıkları mesleklerin bazılarından bugün umut kesildi bile.

Bu konuda kafamdaki ilk ampülü yakan olayı önce anlatmalıyım. Geçen dönem derste “türev ürünleri” konusunu işliyoruz. Türev ürünlerinin ne olduğunu çok kısaca şöyle anlatabilirim. Diyelim ki, altı ay sonra ödeyeceğiniz, dolar cinsinden yüksek meblağlı bir borcunuz var. Bu altı ay içinde beklenmeyen bir durum olur da, dolar kuru gökyüzüne çıkarsa, iflas bayrağını çekmeniz işten bile değil. Kendinizi garantiye almak için, borcunuz kadar doları şimdiden alıp kenarda bekletmek işinize gelmiyor, çünkü parayı işletiyorsunuz. Ne yapacaksınız? Bir tâlipli satıcı bulup, altı ay sonrası için sabitlenmiş bir kurdan dolar satın almak üzere sözleşme yapacaksınız. Tabii tâliplisinin çıkması için, kuru mevcut yerinden daha yukarı bir yere sâbitlemeniz gerekecek. Onu da bir çeşit sigorta gideri gibi kabul edip, işinizi yürütmeye bakacaksınız. Bu tip sözleşmeler piyasada sâdece döviz için değil, fiyatı günden güne değişebilen herşey için yapılıyor.

Tecrübeli bir profesör olan hocamız o derste, konuyu son derece güzel açıklayan şöyle bir tanım yapmıştı: “Bu sözleşmeler, iki tarafın, herhangi bir şeyin gelecekteki değeri üzerinden kumar oynadığını gösterir. Her sözleşmenin vadesi geldiğinde, taraflardan birisi zarar ederken diğeri aynı miktârda kâr eder.”

Hocanın bu sözü, o gün kafamda karikatürlerdeki gibi bir ampülün yanmasına sebep olmuştu. Evet, gelecek, hayat denkleminin en büyük bilinmeyeni idi! Bu denklemde, bir an sonra ne olacağının hiçkimse tarafından %100 doğru tahmin edilememesi kadar kesin olan başka bir şey yoktu.

Dünyanın sürekli artan nüfusuna karşılık, talep edilen nesneler sınırlı olduğuna göre, pekâlâ diyebiliriz ki, birilerinin daha fazla mama yemesi, başkalarının daha az yemesi ile bir denge hâlinde. Ve bu kantarın topuzunun bizden yana dönmesinin en gerçekçi yolu, gelecekle ilgili herkesten daha iyi bir tahmin yapmaktan geçiyor. İş seçerken, eş seçerken veyâ konuşmada kelime seçerken sürekli bu denge üzerine tahmin yürütüyoruz. Borsanın yarınki grafiği bugünden elimde olsa, yarın zengin olmam çocuk oyuncağı olurdu. Evimin olduğu muhitte emlâk fiyatları son 20 yılda, diğer muhitler kadar çok artmadı mı? Demek ki 20 yıl önce bu konuda yanlış seçim yapmışım.

Sonra aklıma, trafikte şerit seçerken isabetli tahminde bulunmak için kendimce yaptığım hesaplar ve o hesapların çoğu zaman sürpriz bir şekilde nasıl alt üst olduğu geliyor. Hayat boyunca gösterdiğim gayretlerin, çalışmaların hepsi o hesaplarım gibi hep boşuna mı gidiyor diye düşünüyorum. Belki birileri sabah doğru bir tahminle uyanıyor ve benim çalıştığımın yarısı kadar çalışmadan, elde ettiğimin daha fazlasını elde ediyor. Kim bilebilir? Buna kısaca kısmet diyebiliriz veyâ nasip veyâ baht veyâ şans…

Kısmetindir gezdiren yer yer seni,
Arşa çıksan âkıbet: Yer, yer seni!
Ânın için, ânın adı yer oldu,
Önce besler, sonra kendi yer seni.

Bu yazı Mustafa Dokumacı tarafından kaleme alınmış, özel izniyle Opereysin.com’da yayınlanmıştır.

Bu yazı 24 Mart 2008 günü, saat 6:00 sıralarında opereysin tarafından yayınlandı. İlgili olduğu kategori: Edebi Hezeyanlar. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapma ve pingleme kapalı.


Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Kısayollar
2 sütun