Cerrahide bir ay: Ameliyathane

Cerrahide bir ay: Ameliyathane
Misafir yazarımız anhedoni, ilk yazısında Genel Cerrahide bulunduğu dönemde yaşadıklarını anlatıyor.

Bu yazı, gerçekten bir ay boyunca nöbetleriyle, yataklı servisiyle, polikliniğiyle ve en önemli bölümü olan ameliyathanesiyle, Genel Cerrahi’de bulunan bir internin (6. sınıfa giden tıp öğrencisi), bire bir sorumluluklarla ve çalışarak geçirdiği bir ayını değerlendirmesi, iç muhasebesini yapmasıdır. Bir nevi, genel cerrahinin iç dünyasında oluşturduğu etkinin dışa vurumu olarak görülebilir.

Yazıma, size biraz geçmişten bahsederek başlamak istiyorum. Bir zamanlar Avrupa’da cerrahlar, doktorlar arasında ikinci sınıf iş yapan insanlar olarak görülürlermiş. Muhtemelen bu düşüncenin altında yatan sebep, işin kanlı kısmıyla uğraşmaları ve hastalarının büyük bir kısmını kaybetmeleriydi.

Özellikle salgın hastalıkların çok fazla görüldüğü, veba gibi hastalıkların kol gezdiği Orta Çağ Avrupa’sında; bu hastalarla uğraşma görevi, o zamanın cerrahlarına verilirmiş. Temizliğin önemi bilinmediğinden, yıkanmak bir lüks olarak görülür, sıra yıkanmaya geldiğinde de aynı suda arka arkaya bir çok kişi yıkanırmış. Yıkanmada ilk sırayı, daima evin büyüğü alır, sonrakiler “rütbelerine” göre yıkanırlarmış. Hastalıklar açısından daha çok risk altında olan güçsüzler, “etkisiz eleman” olarak kabul edilirlermiş.

Haliyle, salgınların arkası kesilmezmiş.

Aynı dönemde Doğu, su medeniyetleri kurmuş, cerrahları ikinci sınıf doktorlar olarak değil, bulunması mutlaka gereken bir meslek dalı olarak görmüş. Batıda meslektaşları, ağır hastalara bakmaya mecbur tutulan zavallılarken; Doğu’da cerrahlar, pek çok hastalığı başarıyla tedavi edebilmeyi başarmışlar.

Tarih kitapları böyle söylüyor.

İlerleyen dönemlerde, Endülüs’e medeniyetin gitmesiyle beraber Batı’da da anestezi ve cerrahi teknikleri ilerlemeye başlamış. İlerleme hızlandıkça, cerrahlar daha başarılı teknikler bulmaya başlamışlar.

Böylece cerrahlar sınıf atlamış, git gide gözde insanlar arasında sayılmaya başlamışlar.

Hatta zamanla bazı cerrahlar, kendilerinin sanatçı olduklarını, konusu “insan ve insan sağlığı” olan, fırçası neşter olan bir sanatı icra ettiklerini söyler olmuşlar.

Bu yorum su götürebilir, ancak bence de cerrahların sanatçı yönleri olduğunu kabul etmek gerekiyor.

Ameliyathane

Ameliyathaneler, her zaman muamma dolu, gizemli, içine girenlerin mavili-yeşilli kıyafetlerle uzaylılar gibi görüldüğü yerler olmuştur. Bende de daima hayranlık ve saygı uyandırmıştır.

Kapının önünde güvenlik görevlileri vardır.

Giriş kapısında, “Girilmesi yasak” anlamına gelen yazılar ve uyarı levhaları yer alan bu bölüm; ilk bakışta alışılagelmiş bir yer olmadığı havasını yeterince verir insana. O kapının ardında neler olduğunu çok az insan görebilir: Doktorlar, ameliyathane personeli ve hastalar.

İçeride bir yakını olduğu halde, ameliyathanenin kapısında korku, endişe ve merakla bekleyenler, içeriye giren doktorları görebilirler. Bu doktorlar genelde rahattırlar, kendilerinden emindirler.  Kitaplar dolusu bilgi bilen ve el sanatlarının inceliklerini, yine kendileri gibi kanlı-canlı bir insan olan hastaları üzerinde uygulayacak olmalarının verdiği elektrik ve gerilimi görürsünüz yüzlerinde.

Hayranlık ve saygı duyarsınız, istemeseniz bile. Bazen de etrafta bekleşen insanların konuşmalarını duyarsınız: “Bana şu kadar para versen, yine de yapmam şu işi” derler.

Bütün bu duygu ve düşüncelere ben de diğer insanlar gibi sahiptim. Sonrasında o girilmesi zor kapıdan içeriye defalarca girmek nasip oldu. Şükürler olsun ki, bu girişlerimi hasta olarak yapmadım.

Hala içeriye girerken, Hollywood filmlerinde ABD sınırından Meksika’ya tüymeye çalışan bir kaçakmışım gibi hissederim. Mutlu olurum, heyecanlanırım.

Kapının ardında, bir koridor ve sağlı-sollu sıralanmış odalarla karşılaşılır çoğunlukla. Oda sayısı, hastanenin büyüklüğüne göre değişiklik gösterir. Bu odaların her biri birer ameliyathanedir.

Her odada, ayrı bir dünya vardır. Hangi odaya girerseniz girin, dünyanın merkezinin orası olduğunu, o anda en kritik şeyin orada yapıldığını zannedersiniz.

Koridorda yürürken bir odaya bakarsınız: Beyin cerrahisinin bir operasyonunu görürsünüz.

Bir başka odada, ortopedi ameliyatı yapılmaktadır.

Bir diğer odada, bir insan yavrusu dünyaya gözlerini açmaktadır.

Koridorun sonunda, o odaların gerçek sahipleri olarak gördüğüm Genel Cerrahların odaları yer alır. Aslına bakarsanız, ameliyathaneleri sahiplenebilecek tek doktor grubu Anestezistlerdir. Çünkü ameliyathanede yapılacak her işlem için onların onayı ve onların refakati gerekir.

Ancak bir de gelin bunu bana anlatın. Ben daima ameliyathanenin gerçek sahiplerinin Genel Cerrahlar olduğunu düşünürüm. Belki anestezistlerle ortak olarak bu payeyi taşıyabilirler, ancak onlardan bir adım geri düşmelerine gönlüm razı olmaz.

Diğer cerrahi branşlar ise, “ameliyathanenin misafirleri” olarak görünürler gözüme.

Ameliyathaneyi bu kadar anlatmak, yeterli olur sanırım.

Gelecek yazımda, Genel Cerrahi servisinden bahsetmeye çalışacağım.

Şimdilik hoşça kalın!

Devam Yazısı: Cerrahide bir ay: Servis

Sevebilirsin...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir