Misafir yazarımız bulut, 2. yazısında film şirketlerinin pek bilinmeyen kurnazlıklarından bahsediyor.
Gençlerimizin çoğu, hafta sonlarının sinemaya gitmek için uygun bir fırsat olduğunu düşünürler. Her hafta irili ufaklı bir çok yeni film vizyona girdiğinden, her hafta sonu için seyredilebilecek ayrı bir film bulmak çok da zor olmaz. Kabul etmek lazım; bu filmler, genellikle vakit öldürmekten başkaca bir işe yaramazlar. “Sosyalleşmek” amacıyla buluşan gençler, yan yana oturup film seyrederek olsa olsa sosyalleştiklerini zannederler. “Suyunun suyu” misali…
Sinema salonlarında, filmlerden önce yayınlanan fragmanları seyrederken bile, “Bu film güzele benziyor”, “Yok ya güzel senaryo değil”, “Aksiyonlu bir film galiba” ya da “Görsel efektler harika görünüyor” gibi bir çok yorum yapılmaya başlanır. Çünkü, hakkını vermek lazım, halkımız filmleri eleştirebilecek doygunluğa yıllar önce ulaşmıştır. Yazının tamamını oku »
New York Merkez Mahallesi karakolunda hummalı bir gece mesaisi.
Önüne geçilemeyen seri katil ve cinayet mahallerinin raptiyelendiği harita önünde çırpınan Amerikan polisi.
“Başımız büyük belada Mayk! Nalet olası katil bu girintili çıkıntılı güzerhalarla bize ne anlatmaya çalışıyor?” diye haykırdı komiser. “Tıpkı oya gibi, dantel gibi” dedi diğeri. “Dantell dostum, kilit nokta dantel olmalı! Derhal profesyonel yardım almalıyız.”
Tığ hakimiyetiyle namlı dantel aşığı Necife tezye mahalleden özel uçakla çoktan aldırılmıştı bile. Yazının tamamını oku »

Mavi sende, yeşil sende, mor sende.
Sahabeler, evliyalar var sende.
Ziyaretle kazanılan kâr sende.
Canım İstanbulum sen ne güzelsin.
Seni gören anlar, sen çok özelsin.
İhtişamlı ulvi camiler sende.
Sultanlar Selimler Fatihler sende.
Saraylar, kuleler, çeşmeler sende.
Canım İstanbulum sen ne güzelsin.
Yazının tamamını oku »

Ben Burak.
26 yaşındayım.
Önceden çocuktum. Evet, o zamanlar, bu gerçeği kabullenmek istemiyordum.
Yalnızca büyümek istiyordum.
Önce çocukluk bitti, ergenlik çağı başladı. Huysuz, kendini beğenmiş birine dönüştüm, sesim kalınlaşırken. Ebeveynlerimden daha bilgili, yaşlılardan daha tecrübeli sandım kendimi.
Hayatın yükünü sırtlanabileceğimi, hatta gerekirse daha fazlasını da yüklenebileceğimi düşündüm. Yazının tamamını oku »
Tüm gurbete gelin olmuşlara…
Ahh bacım…
Ota, köke kahkahalar attığımız neşeli günlerin bir gün biteceğini, yüksek yüksek tepelere ev kurulup, aşrı aşrı memlekete kız verileceğini neden hiç aklımıza getirmedik.
Yoksulluğundan bile huzur çıkardığımız pürüzsüz çocukluğumuzun sona ereceğini, gün gelip para ve farfaranın bir işe yaramayacağını nasıl düşünemedik.
Heyhat… Nedametin öteki adıymış hayat… Yazının tamamını oku »

“Genelde Türk bloglarına bakıldığında, içerik üretmekten çok, içerik kopyaladıkları veya içerik tercüme ettikleri görülüyor.”
- İmza: Blog Düşünürü
Yukarıdaki cümleye benzer ifadeleri, mutlaka bir yerlerde okudunuz. Özellikle web sitelerinin yorum bölümlerinde, biraz da site sahibine piyaz yapma amacıyla, buna benzer saptamalar yapılıyor son zamanlarda.
Uzun zamandır, web’in gelişimini takip ediyoruz. Türk blog dünyası emekleme aşamasındayken, bu akıma ortak olduğumuz için; blogların gelişimini çok daha sıkı takip edebildik.
Geçen 5-6 yıl içerisinde, baş döndürücü bir hızla artan blog sayısı dışında, blog aleminde bir gelişme oldu mu? Yazının tamamını oku »
İnsanlar kendilerine uygun mesleği seçtiklerinde; hem daha mutlu, hem de daha başarılı oluyorlar. Aslında biraz da, başarı mutluluğu, mutluluk da başarıyı getiriyor.
Hayatta pek çok kimseyle karşılaşıyoruz. Ama bunların içinde, “tam mesleğini bulmuş” dediğimiz çok az kimse oluyor.
Biz de geçenlerde böyle biriyle karşılaştık. Beyaz eşyaların da belli bir bir ömrü var. Beyaz eşyalarımızdan birisi hem eskimiş, hem bozulmuştu.
Evde internet olduğundan, alışverişe çıkmadan internete göz gezdirip; hem fiyatlara, hem de modellere bakarım. Böylece çok mağaza gezmeden, kaliteyi ucuza almaya çalışırım. Yazının tamamını oku »
Yağmur yağıyordu.
Pencereyi açana kadar fark etmemişti ama, gecenin sabaha kavuştuğu bu Şubat gecesinin soğuğuna, şiddetli yağmur eklenmişti.
Aslında yağmuru severdi. Hatta en çok sevdiği mevsim, bu sebeple Sonbahar’dı. Ancak bu gece, yağan yağmurun dindiremeyeceği bir sıkıntı vardı yüreğinde.
Ağlamaya başladı.
Yağmur damlaları, kaldırım taşlarına değişik şekillerde çarpıyor; Yazının tamamını oku »